Yazarlar
Hakan Albayrak
"Beni affet ve benden af dile"
Yazarlar
Hakan Albayrak
![]() ![]() |
Arşiv Yazarlar Hakan Albayrak |
| "Beni affet ve benden af dile" |
|
|
|
| Yazar Hakan Albayrak | ||||||
| Çarşamba, 17 Ekim 2007 | ||||||
|
Ermeni milletine korkunç acılar çektirdik, bunu kimse inkâr edemez; ama –ondan önce ve sonra- Ermenilerin bizim milletimize çektirdiği korkunç acılar da yok sayılamaz.
Tek taraflı 1915 retoriği adalete değil, bir zulmün başka bir zulmü unutturmasına hizmet eder. Anadolu ve Kafkasya'da üç büyük Ermeni mezalimine (1915, 1918 ve 1992-93 mezalimleri) maruz kalan Müslümanların can kayıpları, Ermenilerin can kayıplarından az mıydı? Öyle olduğunu farz edelim ve niceliği bir kenara bırakalım; nitelik bakımından ne değişir? Ermeni çetelerinin güçleri yetseydi, Ermenistan toprağı olarak gördükleri Doğu Anadolu illerini Müslümanlardan tamamen temizlemeyecekler miydi? Ermenistan'da Müslümanların kökünü kazımadılar mı? Azerbaycan'da da Müslümanları kitleler halinde kıyımdan geçirmediler mi? Ne Ermeniler maruz kaldıkları zulmü unutabilirler, ne biz maruz kaldığımız zulmü unutabiliriz… Şunu yapabiliriz ama: Her ikimizin de esenliği için bağrımıza taş basabiliriz. Bağrımıza taş basıp, yeniden yakınlaşabilriz. Yakınlaşmak için birbirimize “Beni affet ve benden af dile” diyebiliriz. 1915 olaylarına tek taraflı bakışta ısrar, ne Ermenilere fayda getirir ne bize. Zararın büyüğünü ise Ermeniler görür. Görüyorlar zaten. Bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti'nin ilanı üzerinden 15 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, uluslararası toplulukta “soykırım” lobiciliği hariç zerre kadar varlık gösteremiyorlar. Devlet ve millet olarak esameleri okunmuyor. Geçmişleri ve gelecekleri “soykırım endüstrisi”nin çarkında öğütülüyor, öğütülüyor, öğütülüyor… Bu gidişi durdurmak için 1915 konusunda bir uzlaşmaya varmayı bizden ziyade onların arzu etmesi gerekirdi, fakat ne hikmetse biz uzlaşmaya çalışırken onlar tek taraflı 1915 retoriklerinde ısrar ediyorlar. *** Ermenistan-Azerbaycan savaşının tüm hızıyla sürdüğü 1993 martında MHP lideri Türkeş'le Ermenistan Cumhurbaşkanı Ter Petrosyan'ın 'barış imkânları için zemin yoklamak' üzere Paris'te bir otelde görüşmesini sağlayan Samson Özararat anlatıyor: “Paris dönüşü Türkeş'le birkaç kez yeniden buluşup neler yapılabileceğini konuştuk. Kesin bir plan yapmadık. Bu, bir tür beyin fırtınasıydı. Değişik seçenekleri konuştuk aramızda... Karşılıklı diyaloğun çoğaltılmasını, gidip gelen heyetlerin arttırılmasını düşündük. Sınırın açılmasını ve halklar arasında karşılıklı ziyaretlerin yapılmasını... Türkiye-Ermenistan sınırına 1915'te ölenlerin anısına müşterek bir anıt dikilmesi de konuşuldu. Anıtın Ermenistan'a bakan yüzünde Türkçe, Türkiye'ye bakan yüzünde ise Ermenice 'Verdiğimiz acılardan dolayı üzgünüz' yazacaktı.” (bkz. Can Dündar'ın 26.04.2005 tarihli Milliyet gazetesindeki röportajı) Bu harikulade proje, diyasporaya teslim olan Ermeni tarafının bağnazlığı yüzünden gerçekleşemedi. Türk siyasetinin bugüne kadar gördüğü en milliyetçi lider bile 1915'te öldürülen Ermeniler için özür dilemeyi kabul etmişti; Ermeni tarafı ise 1915'te öldürülen masum Türkler ve Kürtler için özür dilemeyi sağcısıyla-solcusuyla reddediyor. Bırakın reddetmeyi, tartışmaya bile yanaşmıyor. Biz yaraları sarmak için üzerimize düşeni yapmaya hazırız; ama bütün Ermenileri ve Ermenistan'ı ipotek altına alan Ermeni diyasporasının muradı üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu müddetçe, yaralar kanamaya devam edecektir. Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 261
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|