![]() ![]() |
Arşiv Yazarlar Ali Bayramoğlu |
| Resmî kadınlar... |
|
|
|
| Yazar Ali Bayramoğlu | ||||||
| Çarşamba, 12 Mart 2008 | ||||||
|
Milletvekilliğinde “kadın kotası” için bastıran, “pozitif ayrımcılık”tan yola çıkan talepler (karşı olmamamla birlikte) aklıma nedense hep Tansu Çiller'i getirmiştir.
TBMM'nin yarısı Tansu Çiller gibi kadınlardan oluşsa, pozitif ayrımcılıkla istenilen hedefe ulaşılır mı, kadın meselesi ve kadın temsili konusunda gerçekten istenilen istikamette yol alınır mı tarzı soruları pek çok kez kendime sormuşumdur. Tansu Çiller, siyasi davranış, ihtiras, katılık açısından erkekleri aratmayacak bir erkek duyar(sız)lığına sahipti. Keşke bu kadarla kalsa… Tarihimizin tek kadın başbakanı, tarihimizin en tartışmalı ve kanlı günlerinde ülkeye hükmetmişti. Nitekim Susurluk yılları (kaza öncesi fiili eylemler dönemi) onun başbakanlığına denk gelmiştir. Susurluk raporunda adı geçen, Behçet Cantürk gibi kişilerin infaz edilmesiyle bir tür doğrulanan, kimi ölüm listeleri onun döneminde ortalıkta dolaşırdı. Genel başkanlığa seçildiği DYP Kongresi'nde, ekranlar karşısında tüm ülke, ilk kadın başbakan, “Atatürk Türkiyesi'nin modeli” diye duygu gözyaşları dökmüştü onun için. Sonra, Çiller sadece başbakan değil, aynı zamanda “resmi kadın” olmuştu. Son Kadınlar Günü, 8 Mart 2008 geride kaldı. O günden, o haftadan geriye kalan resimler arasında sadece kadın hareketi, kadın haklarına ilişkin olanlar yok. Bir de “resmî kadınlar” meselesi var. Nitekim Çiller'i aklıma düşüren, Kadınlar Günü vesileyle iki resmî kadın (biri söyledikleriyle diğeri temsil yoluyla) tüm kadınların önüne geçmesi oldu. İlk resmî kadın, (Emin Çölaşan'ın eşi) Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan'dı… Çölaşan Kadılar Günü'nde yaptığı bir konuşmada 27 Mayıs'ı “ihtilal değil, devrim” olarak savunuyor; “İdam edilen Menderes hükümeti üyeleri çocuk ve bebek davalarından değil, Atatürk'ün kurduğu cumhuriyete ihanetten yargılanmalıydı. Ama öyle olmadı, tarih o noktada bu cezayı verdi. Ama cezalandırılmaları gerekirdi. Sonra ne oldu? Çok güzel bir cumhuriyet dönemi...” diyordu… Bunu söyleyen hem bir kadın hem bir hukukçu… Ama ikisinin de resmîsinden… İkinci resmî kadın, (Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın eşi) Filiz Büyükanıt… Burada söz konusu olan ise eş durumdan resmî kadın olma hali… 8 Mart'tan bu yana Filiz Hanım, askeri marşlarla açılan Genelkurmay Başkanlığı'nın resmî sitesinde, sık tanık olunmayacak bir şekilde, önemli bir yer (sitenin ilk haberi) işgal ediyor. Haberin başlığı şu: “Bayan Filiz Büyükanıt başkanlığında TSK personeli eşleri ve bayan sivil memurların, Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle Anıtkabir'i ziyaretleri…” Haber ise şu: “Bayan Filiz Büyükanıt başkanlığında, Ankara'da görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri personeli eşleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri personeli bayan sivil memurlar, Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle 08 Mart 2008 tarihinde Anıtkabir'i ziyaret ederek mozoleye çelenk koymuşlardır…” Genelkurmay Başkanı eşinin protokoler temsil işlevini aşan, resmî sitede ve halka ilişkiler düzeyinde arz-ı endam eylemesini ifade eden bu durum, kadın meselesi ve kadın temsiliyle ilgili olunca iyice ilginçleşiyor… Yorumda uc açık: Asker eşinin öncülüğü, asker eşinin modelliği, ideal kadının tanımlanması, kadınlar hiyerarşisi… Önde komutan eşi, ardından diğerleri… Neden bir er eşi değil? Neden resmî olmayan bir kadın değil? Resmî kadınlar ve gerçek kadınlar arasındaki farkı hatırlamak için değil herhalde… Belki bir zihniyet… Belki de ataerkil bir komuta anlayışı, değil mi ki söz konusu olan komutanın eşi… Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 274
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|