![]() ![]() |
Arşiv Yazarlar Ali Bayramoğlu |
| Ataerkil komuta anlayışı... |
|
|
|
| Yazar Ali Bayramoğlu | ||||||
| Salı, 11 Mart 2008 | ||||||
|
Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt'ın dün yaptığı yeni açıklamalar ordu ile muhalefet partileri arasındaki krizin soğumasını önemsemediğini gösteriyordu.
Şöyle diyordu Genelkurmay Başkanı: “Tartışmalarla operasyonun başarısı gölgelendi. Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef alan herkes karşısında beni bulur. Baykal'ın değerlendirmelerini hakaret kabul ettik. Açıklamayı bizzat ben kaleme aldım." Bu kısa cümleler bir zihniyet ve yapılanma analizi için mükemmel örnekler oluşturuyor. Nasıl? Üç noktanın altını çizelim: - "Haraket olarak kabul ettik…" - "TSK'yı hedef alan beni karşısında bulur." - "Açıklamayı ben yazdım." Kilit kelimeler ise şunlar: "Başarı, hakaret, hedef alma ve ben…" Bu dört kelimede gizli pek çok sorun var… Bir kere, askeri bir operasyonla ilgili olarak bir siyasi partinin yaptığı eleştirilerin ilgili bürokratik kurum tarafından hakaret olarak tanımlanması ciddi bir "sorun"dur. Bu sorun, kimin kime bağlı olduğu, kimin kimden emir aldığı meselesini gündeme getirir. Bu sorun ayrıca sorunlu bir zihniyet dokusuna gönderme yapar: Bir yandan güvenlikle, güvenlik kurumuyla ya da güvenlik kurumunun politikalarıyla ilgili her tür eleştirinin bir saldırı, her saldırının bir hakaret olarak algılanmasını ifade eder. Öte yandan bu alan ve konularda siyaset yasağının doğallığına ve bu açıdan siyasetin hakaret kelimesinin anlam sınırlarına hapsedilmesine işaret eder. Nitekim son durumda bu yapı ve zihniyete göre: 1. Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak'ta zamanlaması, şekli ve sonucu mükemmel bir operasyon yapmıştır; bunun takdir ve alkışı dışındaki her tür söz ve eylem yasaktır, olmadı askere hakarettir. 2. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin her hangi bir askeri operasyonun zamanlamasıyla ilgili olarak bile ABD'nin ya da benzer bir gücün telkini, etkisi altında kalması mümkün değildir, böyle bir iddia ordu için bir hakarettir. 3. Asker kendi işleriyle, örneğin bu operasyonla ilgili olarak hükümetten emir almayacağına göre, hükümete dönüp 'ABD'nin isteği üzerine operasyon sona erdirdin' demek, orduya hareket etmektir. 4. Kaldı ki ordunun siyasi iktidardan talimat aldığını söylemek de ayrı bir hakaret oluşturmaktadır. Şüphe yok ki "hakaret, siyaset, eleştiri" arasında bu denli yakın bağlar kurmak açık bir otoriter ruh haline ve tutuma işaret eder. Bu otoriter ruh hali ve tutum ordunun iç işleyişi için ne kadar işlevsel ve gereklidir bilemeyiz, ancak bu ruh halinin ve taşıyıcılarının her koşulda ve her şekilde siyasi alandan uzak tutulması gerektiğini biliriz… Demek ki sorun sadece de CHP-MHP-TSK sorunu değildir… Sorun, siyasal alana çıkarak bu alanın eşit ve özgürlük ilkelerini, kendi dünyasının hiyerarşi ve itaat kavramlarıyla ikame eden bir otoriter anlayıştır. Sorun aynı zamanda kendi faydacı anlayışından hareketle siyaset karşıtı bir tutumu vaaz eden "ataerkil bir komuta anlayışı"dır. Org. Büyükanıt'ın konuşmasında "ben yazdım, beni karşısında bulur" sözleri bile bu konuda açık ipuçları oluşturuyor. Bir askeri bildiriyi Genelkurmay Başkanı'nın yazmasının, kurum açısından önemi nedir? Genelkurmay Başkanı bunu niçin söyler, söylerken ne demek ister? Bu soruların yanıtını bilmiyoruz, ancak son askeri bildirinin hazırlanması ve yayınlanmasında kurumsal bir mekanizmadan çok bir "şef" tutumunun devrede olduğunu görüyor ve şefin kendisini orduya kalkan yaptığına tanıklık ediyoruz. "Şef"in burada yaptığı kendi topluluğunun, yani ordunun alanını korumaksa, bunun anlamı pre-modern duruma işaret eder. Bu pre-modern durum elbet şefin kendi alanını korumasını da ifade eder. Kimi konuşma ve açıklamalar gerçeğe atılan bir neşter darbesini andırır… Büyükanıt'ınki de öyle… Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 178
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|