![]() ![]() |
Arşiv Yazarlar Ahmet Varol |
| İşkence ve Vahşette Uzmanlık |
|
|
|
| Yazar Ahmet Varol | ||||||
| Cumartesi, 13 Ekim 2007 | ||||||
|
Lübnan’da bizi gezdiren aracın şoförü: “Biz Lübnan halkı olarak ümmetin vergisini ödüyoruz” diyordu. Bu sözüyle tehlike sınırında durmanın Lübnan’a ve halkına maliyetini vurgulamak istiyordu.
Dikkat çekmek istediği asıl önemli husus ise Siyonist tehdidi belli bir sınırda tutmak için verilen mücadelenin, gösterilen fedakârlığın gerçekte tüm ümmet yararına olduğuydu. Çünkü Siyonist işgal, İslâm coğrafyasının göğsüne saplanmış bir zehirli hançer gibidir ve vahşette sınır tanımaz. Onun sınır tanımazlığına sınır koyacak tek etken direniş ve mücadeledir. Eğer Siyonist vahşeti belli bir sınırın ötesinde tutmak için sürdürülen direniş engeli olmasaydı ormandaki yangın gibi sürekli etrafa yayılan ve genişleyen bir vahşet yangınıyla karşı karşıya kalabilirdik. Bu açıdan Lübnan’daki direniş de, işgal altındaki Filistin topraklarında göğüs göğse ve bütün zorluklar göze alınarak sürdürülen direniş de ümmet adınadır. Biri Siyonist vahşetten kaynaklanan yangını belli bir sınırın ötesinde tutmaya, diğeri ise bu yangının üzerine su sıkarak onun etkisini hafifletmeye çalışıyor. Hiç kimse Siyonist işgal devletiyle iyi ilişkilerine güvenmemeli, bu ilişkilerin kendileri için güvence olabileceğini düşünmemeli. Bu tür ilişkilerin Lübnan’da hiç işe yaramadığını bir önceki yazımızda dile getirdik. Öyleyse ümmetin Lübnan ve Filistin’deki haklı mücadeleye sahip çıkması, destek vermesi, orada vahşet yangınının yayılmasını önlemek ya da onu söndürebilmek için fedakârlık edenlerin ellerinden tutması gerekir. Beyrut’ta saldırıya uğrayan bölgedeki bazı binaların duvarlarında geniş delikler dikkat çekiyordu. Rehberimizin verdiği bilgilere göre bu deliklerden Siyonistlerin attığı gelişmiş roketler girmiş. Ama bunlar öyle düzenlenmiş ki duvara çarpınca patlamıyor. Duvarı delip içeri giriyor ve içeride patlıyor. Demiştik ya, Siyonist devlet bu savaşta attığı bombaların, roketlerin ve mermilerin boşa gitmemesine özen göstermiş. Atılan roket duvara çarpıp patladığında duvarı tahrip edebilir. Ama evin iç kısmındaki bir bölmeye toplanan ahalisine zarar vermeyebilir. İşte bunun hesabını yapan Siyonist işgalci, duvarı delip içeri girdikten sonra patlayan roketler geliştirmiş. Artık buna vahşette uzmanlık mı dersiniz, modern vahşet mi dersiniz onu siz belirleyin. Burada dikkat çekilmesi gereken bir husus daha var: Siyonist işgalciler attıkları bombaların ve mermilerin boşa gitmemesine özen gösterirken kendilerine karşı savaşanları imha etme gibi özel bir hedef gözetmemişler. Hedefleri can almak olmuş. Örneğin altında sığınak bulunan binayı ısrarla bombalayıp tüm bodrum katlarına kadar her tarafını tahrip etmeleri, duvarları delerek içeride patlayan roketleri savaşla ilgisi olmayan insanların kaldığı apartman dairelerine atmaları bunun göstergesi. Güneyde el-Hıyam esir kampını geziyoruz. Burası Fransız işgali döneminde askerî üs olarak inşa edilmiş. Siyonistler Güney Lübnan’ı işgal etmelerinden iki yıl sonra yani 1984’te burayı esir kampına ve işkence merkezine dönüştürmüşler. 2000’de işgalciler bölgeyi terk etmek zorunda kalınca buradaki esirlerin tümü özgürlüklerine kavuşuyor. Hizbullah da Siyonist vahşetin iğrenç yüzünü bölgeye gelenlere tanıtmak amacıyla burayı müzeye dönüştürüyor. Ama Siyonistler 2006 yazında gerçekleştirdikleri saldırıda önemli bir ayıplarını ortadan kaldırmak amacıyla burayı ısrarla bombalayarak büyük bir kısmını tamamen tahrip ediyorlar. Ama yine de bazı bölümleri ayakta duruyor ve sadece buraları gezmeniz bile işgalci Siyonistlerin işkence ve vahşetteki uzmanlıklarını tanımanıza yetiyor. Bizi esir kampında dört yıl kalmış Ebu Ali gezdirdi. Yaşadıklarını, işkence araçlarını ve mekânlarını göstererek anlattı. Şu metal sandık ne işe yarıyordu? Sandığın üstten değil önden kapağı var. İşgalci asker, tutsağı getirip tekmelerle teperek önden sandığa sokuyor, sonra kapağını şu sürgüyle dıştan kapatıyordu. İçeride tamamen çömeldiğin zaman başın tavana, omuzların yanlara, sırtın arkaya, kolların ve dizlerin öne yapışıyor. Sonra işgalci asker eline kalın bir metal çubuk alarak üstten “dank dank” vuruyor. Saatlerce! Sandığın dışındakiler bile böyle bir gürültü denemesine birkaç saniyeden fazla tahammül edemiyorlar. İçeridekinin tepesinde böyle bir gürültü çıkarılmasının ve bu işkencenin saatlerce sürdürülmesinin vereceği eziyeti artık siz tasavvur edin. Bakın, Siyonist işgalcinin işkencede ne derece uzman olduğunu gözler önüne seren uygulamalardan daha bir tanesini anlatamadan yazımızın sonuna geldik. Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 318
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|