Fazıl Duygun / TİMETURK
Pakistanlı ünlü yazar İkbal Ahmed
(Eqbal Ahmad)'in "Terörizm: Onlarınkiler ve Bizimkiler" adlı kitabının
David Barsamian tarafından yazılan önsözünü ve İkbal Ahmed'in bir
makalesini timeturk.com ziyaretçileri için tercüme ettik.
Bir
GerçeÄŸi Anlatmak
Bu kitabın ilk bölümü,”Terörizm,
Onlarınkiler ve Bizimkiler”, İkbal Ahmed’in Boulder’deki, Colarado
Üniversitesi’nde, 12 Ekim 1998’de, halka açık verdiÄŸi bir konuÅŸmanın
basılmış bir nüshasıdır. Bu kitabın ikinci kısmı, İkbal Ahmed’den
iktibas edilmiÅŸ bir pasajdır. Kitabın adı: İmparatorla YüzleÅŸme, David
Barsamian’la konuÅŸmalar (South End Press, 2000). South En Press
Collective’e, dayanışma, cesaretlendirme ve destekleri için hususi
teÅŸekkürlerim sunarım.
Önsöz
David Barsamian
İkbal
Ahmed bu çağın çok aktif hocalarından birisiydi. Ahmed, Hindistan’da,
muhtemelen 1934 yılında dünyaya geldi ama bundan asla tam emin deÄŸildi.
KardeÅŸleriyle beraber, 1947 yılında henüz yeni kurulmuÅŸ olan Pakistan
devletini terk etti. 1996 yılında, BBC, Ahmed’in Bihar ÅŸehrindeki
köyünden Pakistan’a bir göçmen karavanında gerçekleÅŸtirdiÄŸi yolculuÄŸunu
günlükleÅŸtirerek, güçlü ve hareketli bir TV belgeseli hazırladı. Film,
ABD’de, PBS Tv kanalında, tam bir tarihî belgesel olmadığı ve ayrıca
milliyetçilik ayrımcılığı tehlikesine yol açacağı sebebiyle
yayınlanmadı. Ahmed’in seküler düÅŸüncesi, bir delikanlı iken yaÅŸayarak
tecrübe ettiÄŸi, siyasî ÅŸiddet ve toplumsal acılarla ÅŸekillendi. Hattâ
Hind altkıtası, 1947 yılında toplu katliamlara kurban gitmeden önce
babasının, kendinden önce öldürülmesine ÅŸahit oldu.
Ahmed,1950
yılında, ABD’ye, Princeton’da okumaya geldi. Daha sonra Cezayir’e gitti.
Orası, Ahmed’in millî özgürlük ve anti emperyalizm fikirlerinin
kristalleÅŸtiÄŸi bir yerdi. Cezayir’de, Fransa’ya karşı yürütülen halk
isyanı esnasında “Yeryüzün Lanetlileri” isimli eserin yazarı Frantz
Fanon’la çalıştı. ABD’ye geri dönüÅŸünde, aktif bir sivil haklar
savunucusu oldu ve Vietnam Savaşı’na muhalefet eden hareketler katıldı.
Onun adını ilk defa katıldığı, son eylemde işittim. Ahmed, Henry
Kissinger’ı kaçırmak için tuzak kurmakla suçlandı. Uydurma suçlamalar
mahkeme tarafından reddedildi.
Onunla ilk konuÅŸmamı, 1980’nin
başında, Ahmed’in, New York’un Yukarı Batı Yakası’ndaki (Upper West
Side) apartman dairesinde yaptım. Bu bir hatıraydı. Hemen yeni bir ses
kaydedici cihaz aldım. Eve, “Vayy, harika bir röportaj gerçekleÅŸtirdim.”
DüÅŸüncesiyle döndüm. Hemen teybin düÄŸmesine bastım ve kasedin boÅŸ
olduÄŸunu gördüm. GörüÅŸmememizde, teybi çalıştırmayı unutmuÅŸtum. Çok
büyük bir mahcubiyetle kendisine telefon ettim ve neler olduÄŸunu
anlatım. Ahmed “dert deÄŸil” dedi ve beni ertesi gün tekrar konuÅŸmaya
davet etti ve baÅŸka bir konuÅŸma daha yaptık. Bu sefer, doÄŸru düÄŸmelere
bastım. Ne zaman bu hikayeyi anlatsam, arkadaşları kafalarını sallayacak
ve “İşte İkbal” diyeceklerdi.

İkbal
Ahmed (Eqbal Ahmad)
Ahmed’in radikal siyaseti ve açık sözlülüÄŸü
onu paryalaÅŸtırdı ve akademik çevrelerden dışlanmasına sebeb oldu.
Entellektüel göçmen bir çalışan olarak yıllar sonra, 1980’li yılların
başlarında, Massachusettes Eyaletinin Amherst şehrindeki Hampshire
Koleji (Hampshire College) Ahmed’e bir profesör olarak iÅŸ verdi. Bu
kolejde, 1997 yılında emekli olana kadar ders verdi. Hayatının son
demlerini çoÄŸunlukla İslamabad’da geçirdi, Burada, Pakistan’ın,
İngilizce yayın yapan en eski gazetesi Dawn’da (Åžafak) haftada bir köÅŸe
yazısı yazdı. Ahmed’in siyasî çalışması esas olarak, KeÅŸmir ve nükleer
silahlar konusunda Hindistan’la olan farklılıklara bir köprü kurmaya
çalışmaktan mürekkepti. İkbal ayrıca, İslâmî fundementalizmin
yükseliÅŸine karşı ve Pakistan’ın TalibanlaÅŸması konusunda sesli
ikazlarda bulunmaktaydı.
İkbal Ahmed, 11 Mayıs 1999’da,
Pakistan’ın baÅŸkenti İslamabad’da öldü. En yakın arkadaşı Edward Said
onun için ÅŸunları yazdı: “O, SavaÅŸ sonrası dünyanın, özellikle de,
Batı ve sömürge sonrası Asya ve Afrika arasındaki dinamiklerin
muhtemelen en basiretli ve en özgün anti-emperyalist analistiydi. Büyük
bir karizma insanı, göz kamaÅŸtırıcı bir hitabet, çürütülemez fikirler,
ister İsrail-Filistin çatışmasında olsun, ister Pakistan-Hindistan
çatışmasında olsun, o, tam bir mücadele ve bir uzlaÅŸma için bir güçtü.
İnsanlık ve samimi sekülerizm… Artık bir ÅŸampiyonu yok.”
“Terörizm:
Onlarınkiler ve Bizimkiler” İkbal Ahmed’in, BirleÅŸik Devletler’deki,
halka açık son konuÅŸmalarından bir tanesiydi. 1998 yılı Ekim ayında
Boulder’deki Colarado Üniversitesi’nde konuÅŸtu. Bu konuÅŸma, benim
haftalık Alternatif Radyo (Alternative Radio) programımda, ülke çapında
ve uluslararasına yönelik olarak yayınlandı. Ahmed İkbal’in kahinâne
hissi, düÅŸüncesi ve tesbitleri sersemletiyor. 11 Eylül terörist
saldırılarından sonra, konuşmayı tekrar herkese dinlettim. Dinleyiciler,
bu konuÅŸmanın çok sayıda kopyasını istedi. Dinleyicilerin çoÄŸu bu
konuşmanın yeni kaydedildiğini sanıyorlardı.
TERÖRİZM:
BİZİMKİLER VE ONLARINKİLER
İkbal Ahmed (Ekbal Ahmad)
1930’lu
yılların sonu ve 40’lı yılların başına kadar, Filistin’de, yeraltına
inmiÅŸ gizli Yahudiler “terörist” olarak bilinirdi. Sonra bir ÅŸeyler
oldu: 1942 civarında, Holocost’un geniÅŸlemesiyle beraber, Batı
dünyasında, Yahudilere karşı belli bir özgür sempati hasıl olmaya
baÅŸladı. 1944 yılı itibarıyla, Filistin teröristleri ki, Siyonistlerdir;
birdenbire “özgürlük savaÅŸçıları” olarak görülmeye baÅŸlandı. Tarih
kitaplarına bir bakacak olursanız, Menahem Begin’in de dahil olduÄŸu (
diÄŸeri İzak Åžamir’dir*) en az iki İsrail baÅŸbakanının, üzerlerinde
“Aranıyor”, TERÖRİSTLER, ÖDÜL VERİLECEKTİR( BU KADAR) yazan posterleri
bulabilirsiniz. BaÅŸ terörist Menahem Begin için, en yüksek bedel olan
100,000 İngiliz poundu verildiÄŸini gördüm.
1969’dan 1990’a
kadar, Filistin KurtuluÅŸ Örgütü FKÖ, medyanın ana sayfalarında bir
terörist örgüt olarak yeraldı. Yaser Arafat, defalarca, Amerikan
gazeteciliÄŸinin büyük bilgesi, New York Times’dan William Safire
tarafından“teröristbaşı” olarak görüldü. 29 Eylül 1998’de, ABD BaÅŸkanı
Bill Clinton’ın sağında ve solunda, Yaser Arafat ve İsrail BaÅŸbakanı
Benyamin Netanyahu’yu ayakta durmuÅŸ halleriyle çekilmiÅŸ, dikkatimi çeken
bir fotoÄŸraf beni çok güldürdü . Clinton, Arafat’a doÄŸru bakıyor,
Arafat ise uysal bir fare gibi görünüyordu. Çok deÄŸil, bundan birkaç
yıl önce Arafat, fotoÄŸraflarda belinde, kılıfı içinde bir tabancası, çok
tehditkâr bakışlarıyla görünecekti. İşte Yaser Arafat! Bu resmi
hatırlayınız ve bundan sonrakini hatırlayacaksınız.
1985
yılında, BaÅŸkan Ronald Reagan, vahÅŸî bakışlı, giydikleri türbanlarla
baÅŸka bir çaÄŸdan gelmiÅŸ gibi görünen bir grub adamı kabul etti. Ben de
New Yorker’da, aynı adamlar hakkında yazılar yazmaktaydım. Beyaz
Saray’daki kabulden sonra, Reagan basın toplantısında, yanındaki yabancı
misafirlerini “ özgürlük savaÅŸçıları” olarak takdim etti. Bunlar Afgan
mücahidleriydi. Onlar zamanında, ellerinde silahları “Åžeytan
İmparatorluÄŸu”na karşı savaşıyorlardı. Reagan için onlar, kurucu
babalarımızla eÅŸit manevî deÄŸerdeydiler.
AÄŸustos 1998’de, baÅŸka
bir Amerikan BaÅŸkanı, Usame bin Ladin ve adamlarının Afganistan’daki
üslerini bombalayarak, onları öldürme emrini verdi. Kendisini vurmak
için 15 Amerikan füzesinin gönderildiÄŸi Sayın bin Ladin, çok deÄŸil
birkaç yıl önce, George Washington ve Thomas Jefferson’a eÅŸ manevî
deÄŸerdeydi. Bin Ladin konusuna daha sonra döneceÄŸim.
Bu
hikâyeleri, terörizme olan resmî yaklaşımın çetrefilleÅŸtiÄŸini fakat
karakteristik olmadığına dikkatiniz çekmek için tekrar anlatıyorum.
BaÅŸlangıcından itibaren terörizm deÄŸiÅŸmiÅŸtir. Dünün teröristi, bugün
kahraman, dünün kahramanı ise bugün teröristtir. İmajlar dünyası
istikrarlı bir ÅŸekilde deÄŸiÅŸmektedir ve biz neyin terörizm, neyin
terörizm olmadığını bilmek için kafamızı saÄŸlama almak zorundayız. Daha
da önemlisi, terörizme neyin sebeb olduÄŸunu ve onu nasıl
durduracağımızı bilmeye ihtiyacımız var.
İkinci olarak,
terörizme olan yaklaşım bir uyuÅŸmazlık barındırmakta ve her bir tanım
diÄŸerini çelmektedir. Terörizm üzerine en az yirmi resmî belge
inceledim. Gördüm ki, terörizm için bir tanım seçilmemiÅŸ. Terörizmi
anlatan bütün tanımlar, zekâmızdan çok duygularımıza hitap etmekte,
onları heyecana getirmekte. Temsîlen, size bu belgelerde terörizmi
anlatan bir misâl vereceÄŸim. ABD DışiÅŸleri Bakanı George Shultz, 25
Ekim 1984 tarihinde, New York’taki Park Avenue Sinagog’unda terörizm
üzerine uzun bir konuÅŸma yaptı. Tek yüzü yazılı yedi sayfalık bu resmî
bültende, terörizmin bir tane bile açık bir tanımı yok. Bunun yerine,
bilinen tanımlar ÅŸunlar: Birinci Tanım: “Terörizm, terörizm olarak isim
verdiÄŸimiz bir modern barbarlıktır.” İkinci tanım daha dahice:
“Terörizm politik ÅŸiddetin bir ÅŸeklidir.” Üçüncü tanım: “Terörizm Batı
medeniyetini tehdit etmektedir.” Dördüncü tanım: “Terörizm Batı manevî
deÄŸerlerine bir tehdittir.” Bunlar hislerimizi, heyecanımızı
arttırmaktan başka bir şey başarıyor mu? Tipik bir durum.
Resmî
yetkililer terörizmi tanımlamazlar, çünkü tanımlar, kendi içinde
insicamlı olmayı sağlayacak formlara bağlı kalmaya, onları kavramaya ve
analizlere teslim olmayı gerektirir. İşte, terörizme olan resmî
yaklaşımın ikinci karakteri budur. Resmî yaklaşımın üçüncü karakteri
ise, tanımın yokluÄŸunun yetkilileri küreselci davranmaktan alıkoymaması.
Terörizmi tanımlamıyorlar belki ama, onu, iyi ÅŸeylere bir tehdit,
Batı medeniyetinin manevî deÄŸerlerine bir tehdit ve insanlığa karşı bir
tehdit olarak adlandırabiliyorlar. Bu sebeble, terörizmi dünya çapında
ezilmesi gereken bir ÅŸey olarak gösterebilmekteler. Bunun içindir ki,
terörizm karşıtı politikalar küresel olmalıdır diyebiliyorlar. New Yor
City’deki aynı konuÅŸmasında George Shultz ayrıca ÅŸunu da söyledi:
“Kontra terörizme ihtiyaç duyduÄŸumuzda, nerede ve ne zaman olursa olsun
bu gücü kullanma kapasitemiz hakkında bir sıkıntımız yok. Bu gücün
kullanımında bir coÄŸrafî sınır tanımıyoruz. Sudan ve Afganistan aynı gün
ABD füzeleriyle vuruldu. Sudan ve Afganistan birbirinden 2,300 mil
uzaklıkta ve onları vuran ülke ise bu ülkelerden aÅŸağı yukarı 8000 mil
uzaklıkta. EriÅŸim küreseldir.
Terörizmin resmî olarak
tanımlanmasının dördüncü karakteristiÄŸi ise, tanımlamanın sadece küresel
bir çapa ulaÅŸmakla kalmaması fakat aynı zamanda bilginin, kavramın
belli bir kesinlik taşıması. Teröristlerin nerede olduÄŸunu
bildiklerini ve bu yüzden bombaladıklarını ifade ediyorlar. Yine, George
Shultz’un konuÅŸmasından aktaralım, “teröristlerle, özgürlük savaÅŸçıları
arasındaki farkı biliyoruz. Etrafımıza bakındığımız için birinin
ötekinden farklı olduÄŸunu söylemek gibi bir sıkıntımız yok.” Sadece
Usame bin Ladin, bir gün müttefik, baÅŸka bir gün ise düÅŸman olduÄŸunu
bilmiyor. KonuÅŸmamın sonuna doÄŸru o konuya geleceÄŸim; gerçek bir
hikâyedir.
Resmî yaklaşımın beÅŸinci karakteristiÄŸi, sebeblerden
kaçınmaktır. İnsanlar niçin terörizme baÅŸvuruyorlar hiç bakmazlar bile.
Sebep mi? Ne sebebi? BaÅŸka bir misâl: 18 Aralık 1985’te, New York Times
gazetesi, Yugoslavya Dışişleri Bakanının- Yugoslavya diye bir devletin
varolduğu zamanları hatırlayınız- Birleşik Devletler Dış İşleri
Bakanından, Filistin terörünün sebeblerini düÅŸünmesini, rica ettiÄŸini
yazdı. Dışişleri Bakanı George Shultz, The New York Times gazetesindeki
haberden aktarıyorum, “suratı biraz kızarmıştı. Yumruklarını masaya
vurdu ve misafir dışiÅŸleri bakanına “herhangi bir sebeple baÄŸlantısı
yok! Dönemsel.” dedi. Niçin sebepler arayacak?
Terörizme
olan resmî yaklaşımın altıncı karakteristiÄŸi, seçilmiÅŸ teröre karşı
hissettiÄŸimiz manevî tiksinme ihtiyacıdır. Zararlarını izah ettiÄŸimiz bu
grupların terörü, resmî olarak kabul görmemiÅŸ olan örgütlerdir. Aksine,
alkışladığımız örgütlerin terörü ise devlet tarafından kabul görmüÅŸ
olanlarıdır. Bu sebepledir ki, BaÅŸkan Reagan’ın ifadesi “Ben bir
Kontrayım.” OlmuÅŸtur. Bizler biliriz ki, herhangi bir ifadeyle anlatacak
olursak, Nikaragua kontraları teröristtirler, ancak medya hâkim
görüÅŸün tesirindedir.
Bana göre daha önemli olanı, bu hâkim
anlayışın, dost hükümetler terörizminden muaf olmasıdır. Böylece, ABD,
benim en yakın dostlarımdan biri ve Şili Devlet Başkanı Salvador
Allende’nin üst düzey diplomatlarından biri olan Orlando Letelieri, 1976
yılında, Washington D.C.’de arabasına bomba koyarak öldürten Pinochet
terörünü, diÄŸer terörizmler arasında, mazur görür. Yine ABD, benim
birçok dostumu öldüren Pakistan diktatörü Ziya-ül Hakk’ın terörünü mazur
görür. Size tam olarak söylemek istediÄŸim, yaptığım basit hesaplara
göre, Ziya-ül Hak, Pinochet, Arjantin, Brezilya, Endonezya türü devlet
terörü tarafından öldürülen insan sayısının oranı, FKÖ ve diÄŸer
örgütlerin öldürdüklerine karşı, gerçekten, hiç aşırıya kaçmadan
söyleyeyim, 1000’e birdir. İşte oran budur!
Tarih maalesef,
zayıflığı deÄŸil, görünürdeki iktidarı tanır ve ona uyum saÄŸlar. Bundan
dolayı, görünürlük tarihî olarak hâkim, baskın gruplarla bir uyum
içindedir. Çağımız- ÇaÄŸ, Colomb’la baÅŸlar- kayda geçmemiÅŸ olaÄŸanüstü
soykırımlardan bir tanesidir. Büyük medeniyetler silinip, gitmiÅŸtir.
Mayalar, İknalar, Aztekler, Amerikan Yerlileri ve Kanada Yerlileri
tümüyle silinip gitti. Sesleri bugün bile duyulmuyor. Evet ancak,
direniş bir maliyet arzetmeye başladığında, sistemli masraflar ortaya
çıktığında, bir Custer öldürüldüÄŸünde yada bir Gordon esir edildiÄŸinde,
yani hâkim güç acı duymaya baÅŸladığında, ancak bu yerli medeniyetin
insanları iÅŸitildi. SavaÅŸan ve ölen Yerli veya Arablar olduÄŸunu
bilmenizin sebebi, hâkim gücün çektiÄŸi bu acıdan dolayıdır.
Dikkat
çekmek istediÄŸim son nokta ise, SoÄŸuk SavaÅŸ süresince, ABD’nin birbiri
ardı sıra, Nikaragua’da Somoza, Küba’da Batista gibi terörist rejimleri
desteklediÄŸidir. Bu tiranların hepsi ABD’nin dostlarıydı. Onlar,
Nikaragua’da Kontra, Afganistan’da ise mücahidlerdi.
Åžimdi,
öteki tarafa gelecek olursak? Terörizm nedir? İlk iÅŸimiz, ÅŸu lanetli
ÅŸeyi tanımlamak, ona bir isim vermek ve tanımlarken, “kurucu babalara eÅŸ
manevî deÄŸer”den veya “Batı medeniyetine karşı duyulan manevî bir öfke”
cümlelerinden daha fazlasını söylemeliyiz. İşte bunlar Webster’s
College Dictionary(SözlüÄŸünün) terörizmle ilgili olarak söyledikleri:
“Terörizm keskin, zaptedilemeyen korkudur.” Terörizm “hükümet
yönteminin veya bir hükümete karşı direniÅŸ yöntemlerinin terörize
edilmiÅŸ olarak kullanılmasıdır.” Bu büyük bir fazilete sahip basit bir
tanımdır: Adilâne bir tanım. Buradaki ifade, yasadışı, bünye harici ve
zorlayıcı olarak kullanılan ÅŸiddetin kullanılışının tanımı üzerine
odaklanmıştır. Buradaki ifade doÄŸrudur, çünkü terörün ne olduÄŸuna ve
devlet veya özel terör gruplarının, terörü onaylayıp, onaylamadığına
bakmaktadır.
Motivasyonu hariç, bazı ÅŸeyler dikkatinizi çekti
mi? Terörün oluÅŸ sebebinin adil olup olmadığından bahsetmiyoruz.
Konsesus, rıza, gayr-î rıza, meÅŸruîyet, meÅŸruîyet dışılık, anayasallık,
anayasa dışılık, hukukîlik, gayr-î hukukîlikten bahsediyoruz.
Motivasyonu, hisleri niçin dışarıda tuttuk? Çünkü motivasyon bir
farklılık meydana getirmiyor da ondan. Çalışmalarımda beÅŸ çeÅŸit terörizm
tipi belirledim. Bunlar:
a) Devlet terörizmi, b) dinî terörizm
(Katolikler Protestanları öldürür, Sünnîler Åžiîleri, Åžiîler de Sünnîleri
öldürür), c) adî terörizm (mafyatik-çev.), d) Siyasî terörizm ve e)
Muhalefet terörizmi. Bazen bu çeÅŸit terörün hepsi bir arada ve tek bir
hedefe yönelebilmektedir. Muhalif protestocu terörizm patolojik adî
terör haline gelebiliyor. Devlet terörü, özel terör ÅŸeklini alabiliyor.
Meselâ bütün benzer tipteki hadiselerde, ölüm havuzlarına dönüÅŸen Latin
Amerika veya Pakistan’da, hükümetler, muhaliflerini öldürmek için özel
elemanlar kiralayabiliyor. Bu tabii kî resmî yoldan olmuyor.
ÖzelleÅŸtiriliyor. Afganistan’da, Orta Amerika’da ve Güney Asya’da, CIA
örtülü operasyonları için uyuÅŸturucu satıcılarına iÅŸ veriyor. UyuÅŸturucu
ve silah kaçakçılığı kolkola gidiyor. Bu kategoriler sık sık bir
noktada toplanıyor.
Terörün bu beÅŸ çeÅŸidine resmî yaklaşım ise
sadece tek yönden- siyasî terör- ÅŸeklinde oluyor ki, yetkililer, insan
hayatı ve mal kaybı bakımından en asgarî rakamları açıklıyorlar. En
fazla kaybın yaÅŸandığı terör türü, devlet terörizmidir. İkinci sıradaki
en yüksek kayıp, izafeten söylersek, sayı bakımından azalmış olmasına
raÄŸmen, dinî terörizmde yaÅŸanmaktadır. Bununla birlikte, tarihî olarak
baktığımızda, dinî terörizm büyük kitlesel göçlere sebep olmuÅŸtur.
Terörizmde verilen en yüksek üçüncü derecedeki kayıplar, adî
(mafyatik-çev.) terörizmde meydana gelmiÅŸtir. Brian Jenkins
tarafından hazırlanmış bir Rand Korporasyon raporunda, 10 yılda yaşanan
(1978-1988) terör olaylarının yüzde ellisinin siyasî sebeplerden
kaynaklanmadığı yazmaktadır. Siyasî deÄŸil!. Basit suçlar ve patoloji.
Böylece, tekbir ÅŸeye odaklanılıyor, siyasî teröriste, FKÖ, bin Ladin,
hedefinizde kim varsa.
Bunu niçin yapıyorlar?
Teröristleri eyleme geçiren ne?
Bazı cevaplar için kısa
kesiyorum. Birincisi, duyulmak ihtiyacı. Azınlık bir örgütten,
siyasî, özel teröristten bahsettiÄŸimizi hatırlayın. Normalde, istisnasız
hepsinin duyulamaya ihtiyacı var, insanlar tarafından tanınma, bilinme,
kabul görmekte zorlandıkları gibi ÅŸikâyetlerini gidermek ve duyurmak
için çabalar var. Meselâ, zamanımızın süper teröristleri
Filistinliler, 1948’de yurtlarından atıldı. 1948’den, 1968’e kadar
dünyanın birçok yerinde mahkemelere baÅŸvurdular, çalmadık kapı
bırakmadılar. Filistinliler topraklarından, vatanlarından büsbütün
mahrum bırakıldılar ve kimse onları dinlemedi. Umutsuzluk içerisinde
yeni bir terör ÅŸekli keÅŸfettiler: bu hava korsanlığıydı. Dünyayı,
kulaklarından tutarak ayaÄŸa kaldırdılar. Terörün bu çeÅŸidi, uzun
süredir ÅŸikâyet edilen sıkıntıları ifade etmenin bir yoludur. Bu
vesileyle, bütün dünya iÅŸitir. Normalde bu yol, kendini zayıf
hisseden, yardım alamayan, küçük örgütler tarafından gerçekleÅŸtirilir.
Hâlâ, Filistinlere haklarını vermedik, en azından onların varolduklarını
biliyoruz. Şimdi, İsrailliler bile kabul etti. Hatırlarsanız, İsrail
BaÅŸbakanı Golda Meir ne demiÅŸti 1970’te: Filistinli diye bir ÅŸey yok.
Onlar mevcut deÄŸil!
Şimdi ise varlığını lanetliyorlar.
İkinci
olarak, terörizm, nefretin, acîzliÄŸin, savunmasız kalmanın, öfkenin, yalnızlığın bir ifadesidir. Arkadan vurmak zorunda hissedersiniz. Bunu
yaparsınız, çünkü size yanlış yapılmıştır. TWA uçağının Beyrut’a
kaçırılması esnasında, New Jersey’nin Belmar kasabasından Judy Brown,
teröristlerin “New Jersey, New Jersey” diye bağırdıklarını, duyduÄŸunu
söyledi. Bunu söylerken, kafalarında ne vardı? Belmar, militanların
bağırdıktan sonra kendisine yöneleceklerini düÅŸündü. Daha sonra,
teröristlerin, 1983 yılında, Beyrut’u ağır bir ÅŸekilde bombalayan
BirleÅŸik Devletler savaÅŸ gemisi New Jersey’e göndermede bulunduklarını
anladı.
DiÄŸer bir faktör ise, kabilevî intikamla baÄŸlantılı
bir ihanet hissidir. Bu his, Bin Ladin gibi insanların hadisesinde
devreye girer. Bu adam, ABD’yi dost gören bir müttefikti, sonra
ülkesinin BirleÅŸik devletler tarafından iÅŸgal edildiÄŸini görüyor ve
ihaneti hissediyor. Bu hislerin, doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu
söylemiyorum, sadece bu tür aşırıya kaçan ÅŸiddetin arkasında ne var, onu
anlatıyorum.
Şurası bir hakikattir ki, bazen, başka
insanların size yaptıkları ÅŸiddetten tecrübe kazanırsınız. Åžiddetin
kurbanları, sık sık ÅŸiddete baÅŸvurur ve ÅŸedid insanlara dönüÅŸürler.
Yahudilerin, organize yani örgütlü bir ÅŸekilde terör ürettiÄŸi zaman,
Holokost esnasında ve sonrasındaki bu zamandı. Daha da dikkate değer
olan ÅŸey, Yahudilerin, ülkesi Holokost zamanında çok iyi bir sicile
sahip olan İsveçli Count Bernadotte gibi BM. Barış Gücü askerlerini veya
masum sivilleri vurmasıydı. İrgun adamları (The Irgun), Stern Çetesi
(The Stern Gang) ve Haganah terör grupları Holokost dalgasında
Filistin’e göç etmiÅŸlerdir. Kurbanlığın tecrübesi, kendiliÄŸinden bir
ÅŸiddet reaksiyonu üretiyor.
Modern zamanlarda, modern teknoloji
ve iletiÅŸim araçları sayesinde hedefler de küreselleÅŸti. Bundan dolayı,
küresel ÅŸiddet, bir bütün olarak ekonomik ve kültürel küreselleÅŸme
adını verdiÄŸimiz ÅŸeyin bir görünüÅŸüdür. Her ÅŸey küreselleÅŸmiÅŸken,
ÅŸiddetin küreselleÅŸmemesini bekleyemeyiz. Yeni görünür hedeflerimiz var.
Hava korsanlığı bunlardan birisi, çünkü uluslararası seyahatte
izafeten, yeni. Herkes namlunuzun ucunda. Bundan dolayı da, dünya
namlunun ucunda. İşte terör böyle küreselleÅŸti.
Son olarak,
zamanımızda terörün yayılmasına kaynaklık edecek devrimci bir
ideolojinin yokluğudur. Ondokuzuncu asırda, Marksizmle, Anarşizm
arasında yaÅŸanan büyük kavgadaki sorunlardan bir tanesi de, terörün
kullanımı üzerineydi. Marxistler, gerçek bir devrimcinin cinayet
iÅŸlemeyeceÄŸini savundu. Sosyal problemleri ferdî ÅŸiddet eylemleriyle
çözmüÅŸ olmazsınız. Sosyal problemler sosyal ve politik mobilizasyon
gerektirir ve böylece kurtuluÅŸ savaÅŸları terörist örgütlerden
ayırdedilir. Devrimciler ÅŸiddeti reddetmez ancak terörün bir
devrimci taktik olarak görülmesini reddeder. Zamanımızda devrimci
ideoloji demode oldu. 1980’ler ve1990’larda devrimci ideoloji,
küreselleÅŸmiÅŸ ferdiyetçiliÄŸe yenilerek geri çekildi. Hülasa edersek,
anlattıklarımız, modern terörizmin arkasındaki birçok gücün içindedir.
Bu
meydan okuyan amirler, Bir ülkeden sonra baÅŸka bir ülkeye, geleneksel
metodlara cevap veriyorlar. Geleneksel metod, bir meseleyi çözmek için
füzeler veya baÅŸka silahlarla cevap üzerine kuruludur. İsrailler bundan
çok gurur duyar. Amerikalılar bundan çok gurur duyar. Åžimdi de,
Pakistanlılar çok gurur duyuyor ve bizim komandolarımız en iyisidir
diyor. Samimi olmak gerekirse, bu artık yemiyor. Zamanımızdaki esas
mesele ÅŸudur: GeçmiÅŸe çakılı kalan siyasî zihniyetlerin, modern
zamanlarda ve geliÅŸip büyüyen yeni realiteler karşısında, baÅŸarı
ihtimali düÅŸüktür.
Bir ân için Usame bin Ladin’e geri dönelim.
Binlerce kez “kutsal savaÅŸ” olarak tercüme edilen Cihad, bu kadar dar
mânâlı deÄŸildir. Cihad, Arapça’da “mücadele etmek” mânâsına gelir.
Åžiddet vasıtasıyla da, ÅŸiddetsiz de mücadele edilebilir. İki tür cihad
vardır, küçük cihad ve büyük cihad. Küçük cihad dışa karşı bir ÅŸiddeti
içerir. Büyük cihad ise kendi içinde bir mücadeledir. Bunlar
kavramlardır. Anlatmamın sebebi ise, İslâm tarihinde, bütün pratik
gayelerine rağmen, cihad uluslararası bir şiddet fenomeni olarak son
dört asırdır ortalarda yoktu. 1980’lerde, ABD’nin yardımıyla aniden
hayat buldu. Sovyetler BirliÄŸi, Pakistan sınırındaki Afganistan’a
girince, Ziya-ül hak, bunu bir fırsat olarak gördü ve Allahsız komünizme
karşı cihadı tetikledi. ABD, Reagan’ın Åžeytan İmparatorluÄŸu ismini
verdiÄŸi Sovyetlerle karşı, bir milyar Müslümanı kışkırtmak için bunu bir
devlet kuÅŸu gibi gördü. Para yaÄŸdırmaya baÅŸladı. CIA ajanları bütün
dünyada, büyük cihada katılacak savaÅŸçı Müslüman aramaya baÅŸladı. Bin
Ladin erken ödüllerden bir tanesiydi. O sadece bir Arap deÄŸil, aynı
zamanda, parasını cihada harcamayı çok arzu eden bir mülti-milyonerdi.
Bin Ladin, bütün dünyada komünizme karşı cihad edecek savaÅŸçılar aramaya
başladı.
Usame bin Ladin’le ilk kez 1986 yılında tanıştım.
Muhtemelen bir casus olan bir Amerikalı yetkili tarafından bana tavsiye
edildi ve benimle tanıştırıldı. Amerikalıya, orada bulunan Arabların
kimler olduklarını sordum ve onlarla konuÅŸmanın çok ilginç olabileceÄŸini
söyledim. Orası dediÄŸim yerler Afganistan ve Pakistan’dı. Amerikalı
yetkili bana, “Usame ile tanışman gerekir.” Dedi. Usame’yi görmeye
gittim. Orada, Usame zengindi, tıpkı, 1991 yılında Dünya Ticaret
Merkezi’ni bombalamakla suçlananların arasında bulunan bir Mısırlı
tarikat ÅŸeyhi, Åžeyh Ömer Abdurrahman gibi, Cezayir, Sudan ve Mısır’dan
gönüllü savaÅŸçılar getiriyordu. O zamanlar, Usame bin Ladin bir ABD
müttefikiydi. Bir ABD müttefiki olarak kaldı. 1990’da, ABD, askerleriyle
birlikte Suudi Arabistan’a girdi. Suudi Arabistan, Mekke ve Medine
ÅŸehirleriyle, Müslümanlar için kutsal bir yerdir. Orada, asla yabancı
asker bulunmaz. 1990’da, Körfez Savaşı’na hazırlık esnasında, Suudî
Arabistan’ı savunmak adı altında, ülkeye ABD askerleri girdi. Usame bin
Ladin sessiz kaldı. Saddam geri püskürtüldü fakat yabancı Amerikan
askerleri Kâbe’nin (Mekke’de İslâm kutsal yeri) topraklarında kaldı. Bin
Ladin, “Niye buradasınız? Defolun gidin!” sözleriyle, mektup
üzerine, mektup yazdı. Yardım için geldiniz ama kalmaya devam
ediyorsunuz. Nihayetinde, Ladin, başka işgalcilere karşı bir cihad
baÅŸlattı. Görevi, Amerikan askerlerini Suudî Arabistan’dan defetmekti.
İlk önceki görevi ise Rus askerlerini Afganistan’dan kovmaktı.
Onun
hakkında söylenecek ikinci husus, bir kabileden gelmiÅŸ olmasıdır.
Milyoner olması bir mesele deÄŸil. Ahlakî kodları kabilevîydi. Kabilevî
ahlakî ilkeler iki kavram içerir: “sadakat ve intikam!” Siz benim
arkadaşımsınız. Sözünüzü tutuyorsunuz. Size baÄŸlıyım. Sözünüzü
çiÄŸnediniz, intikam almaya geliyorum. Onun için, Amerika sözünü
tutmamıştı. Sadık dost ihanet etmişti. Şimdi sana saldırıyorlar.
Çok ÅŸey yapacaklar. Afganistan savaşının bu piliçleri tünemek için
evine geliyorlar.
Amerika’ya hatırlatmak istediÄŸim nedir?
Birincisi,
aşırılıkta, çifte standartlardan kaçınacaksın. Åžayet çifte standartlara
gidersen, bedelini çifte standartlarla ödersin. Bunu kullanma. Buna göz
yumma. Bir yanda İsrail terörü, Pakistan terörü, Nikaragua terörü, El
Salvador, sonra da sen Afganistan teröründen, Filistin teröründen
ÅŸikâyet et. Bu yemez. Tarafsız olmayı dene. Bir süper güç bir yerde,
terörü teÅŸvik edemez ve baÅŸka bir yerde terörün cesaretini kırmayı ümid
edemez. Bu daracık dünyada, bu politika iÅŸlemez.
Müttefiklerinin
terörünü görmezden gelme. Onları lanetle! Onlara karşı savaÅŸ. Onları
cezalandır. Operasyonları ve düÅŸük yoÄŸunluklu savaÅŸları örtmekten,
görmezden gelmekten sakın. Terörizm ve uyuÅŸturucu kaçakçılığı bu
ortamlardan besleniyor. Avustralya’da yayınlanan, gizli operasyonlarla
ilgili Åžeytanla Pazarlık isimli belgeselde, nerede örtülü operasyonlar
varsa, orada uyuÅŸturucu kaçakçılığı vardır, dedim. Çünkü, örtülü
operasyonların yapısı, Afganistan, Vietnam, Nikaragua, Orta Amerika
vs., uyuÅŸturucu ticaretiyle akrabadır, yani içli dışlıdır. Örtülü
operasyonlardan vazgeç. Bu operasyonlara yardım etme.
Ayrıca,
terörün sebebleri üzerine eÄŸil ve bu meselelerin çözümünde yardımcı ol.
Sebebleri anlamaya ve meseleleri çözmeye çalış. Askerî çözümlerden
vazgeç. Terörizm bir siyasî meseledir. Siyasî çözümler ara.
Diplomasiyi çalıştır. BaÅŸkan Clinton’un, Bin Ladin’e karşı
giriÅŸtiÄŸi saldırı misalini tartış. Amerikalılar, Ladin’in niye
saldırdığını biliyorlar mıydı? Bildiklerini söylemekteler ama hayır,
bilmiyorlar. BaÅŸka bir noktada, Amerikalılar Kaddafi’yi öldürmeyi
denedi. Onun yerine, genç kızını öldürdüler. Zavallı çocuk her ÅŸeyden
habersizdi. Kaddafi ise hâlâ hayatta. Saddam’ı öldürmeyi denediler,
yerine masum bir kadın ve ünlü bir artist olan Leyla bin Attar’ı
katlettiler. Ladin ve adamlarını öldürmeye kalktılar, onların yerine
alâkasız yirmibeÅŸ kiÅŸiyi katlettiler. Sudan’da, kimyasal bir silah
fabrikasını imha etmeye kalktılar, ÅŸimdi yarı ham madde ilaç üreten bir
fabrikayı tahrib ettiklerini itiraf ediyorlar.
Afganistan’a dört
füze göndermeye yeltendiler, Pakistan’a düÅŸtü. Bir tanesi hafif zarar
verdi, ikisi yaktı, yıktı, sonuncusu ise patlamadı. Amerikan hükümeti,
on yıl sonra Pakistan’a ambargo uyguladı, çünkü Pakistan aptalca
davranarak nükleer tesisler ve nükleer füzeleri inÅŸaa ve füzeler imâl
ediyordu. Bundan dolayı BirleÅŸik Devletler ülkeme teknolojik ambargo
uyguladı. Bu füzelerden bir tanesi patlamanda yere düÅŸmüÅŸtü. Pakistanlı
yetkilinin Washington Post’a ne dediÄŸini biliyor musunuz? Bu, Allah’ın
bize bir hediyesidir. Pakistan Amerikan teknolojisi arıyordu ve şimdi
bu teknolojiye sahipler ve Pakistanlı bilim adamları bu füze üzerinde
çok dikkatli bir ÅŸekilde çalışıyorlar. Füze yanlış ellere düÅŸtü. Terörü
durdurmak için siyasî çözümler aramalısın, askerî çözümler, çözmekten
daha çok dert üretiyor.
Netice olarak, lütfen, Uluslararası
hukukun bir çerçeveye oturtulması ve güçlendirilmesi için yardım edin,
destek verin. Roma’da bir cezâ mahkemesi var. Åžayet elinde deliller
varsa, ABD, niye ilkönce, Ladin’e karşı haklı ve saÄŸlam bir gerekçeyle
bu mahkemeye gitmedi? BirleÅŸmiÅŸ Milletleri güçlendiriniz. Uluslararası
Adalet Mahkemesi’ni güçlendirin. Önce haklı ve saÄŸlam bir gerekçe
gösterin sonra uluslararası birliktelik hâlinde peÅŸini bırakmayın.

Not: Yakında Türkçe'ye kazandırılacak olan kitap gazeteci-yazar Fazıl
Duygun tarafından tercüme edilmektedir.
Takdim:
Bu
makalenin yeraldığı kitabçığı bize ulaÅŸtıran ve yayınlanması için bizi
teÅŸvik eden BahçeÅŸehir Üniversitesi Uluslararası İliÅŸkiler Bölümü
öÄŸretim üyesi Prof. Dr.Hasan Köni’ye teÅŸekkür ederiz. Bu kitapçıkta
yeralan ve KeÅŸmir Sorunu’nu anlatan ikinci bölümü daha sonra
yayınlayacağız.
Tercüme: Fazıl Duygun, gazeteci-yazar.
342