Gazetemiz - Gazeteler - Gazete ManÅŸetleri -
Haber Arama
Kategor :
Peygamber Efendimizin güzel ahlakı
Peygamberimizin ahlâkının en önemli özelliği, ALLAH vergisi oluşudur. O bütün güzel vasıfları, çalışıp, emek verip, bir çaba sonucu kazanmış değildir. Onun ahlâkı ALLAH tarafından ihsan edilmiş, ikram edilmiştir. Yüce ALLAH onu insanların örnek alacağı kusursuz, eksiksiz ve seçkin bir şekilde yaratmıştır.
2011-02-14 13:58:31

O dünyaya gözünü açıp kapayıncaya kadar hep aynı huy ve ahlâk üzerinde yaÅŸamıştır. Ondaki güzel vasıflar yaratılışında mevcuttu. Onu eÄŸiten, edep ve ahlâkın en üstün özellikleriyle süsleyen Yüce Rabbidir.

İşte bundan dolayı, onu kendisine örnek kabul eden insan, onu ne kadar taklit edebilirse, o kadar istifadesi fazla olur, o nurdan aldığı feyiz, o nisbette çoÄŸalır.

Peygamberimizin ahlâkının en belirgin özelliklerinden birisi de, insan yaratılışında var olan birbirine zıt ve ters huyları en mükemmel ÅŸekilde baÄŸdaÅŸtırıp, bütün duyguların ideal noktasını bulmasıdır. Hiçbir ÅŸekilde aşırılığa kaçmadan, orta yola, doÄŸruya ulaÅŸmasıdır.

Peygamberimiz, herkesin arzu edip de bir türlü ulaÅŸamadığı en üstün deÄŸerleri ve olgunluÄŸu mükemmel bir ÅŸekilde hayâtı boyunca ümmetine göstermiÅŸ, bütün insanlığın gözleri önüne sermiÅŸtir.

Bazı anlar olmuÅŸ, en cesur bir fedai olarak, düÅŸmanın kat kat üstünlüÄŸüne hiç aldırmadan, binlerce düÅŸmana tek başına meydan okumuÅŸtur. Ama bu halinde bile yumuÅŸak kalpliliÄŸini, merhametini geri bırakmamıştır.

Meselâ bir savaÅŸ sonrası, öldürülmüÅŸ olarak gördüÄŸü düÅŸman çocuklarına o kadar acımıştı ki, düÅŸman da olsa çocukların öldürülmemesi gerektiÄŸini, çünkü onların suçsuz ve Cennetlik olduklarını haber vermiÅŸti.

O, bütün insanlığın kurtuluÅŸu ve İslâmın dünyaya yayılması gibi yüce bir gaye için zihnini yorarken; bu arada binleri bulan ve Arabistan'ın her tarafına dal budak salan ümmetinin halini ve iÅŸlerini düÅŸünürken; çevresinde bulunan yoksul ve fakir Müslümanları hiçbir zaman unutmamış; kendi çoluk çocuÄŸunu, onların eÄŸitim ve ihtiyaçlarını da ihmal etmemiÅŸtir. Birincisini büyük görürken, öbürünü küçümsememiÅŸtir.

Bu kadar ağır ve sorumluluk isteyen bir görev üzerinde bulunduÄŸu halde, o yine kendisini Rabbine vermiÅŸ, günün büyük bir kısmını ibadet ve zikirle geçirmiÅŸtir.

Kalbi her an ALLAH'a baÄŸlıdır. Bu haliyle dünya ile iliÅŸkisini kesmiÅŸ gibi görünse de, yine o dünyanın içindedir. Bütün iÅŸlerinde ALLAH'ın rızasını gözetmiÅŸtir.

Peygamber Efendimiz, dâva arkadaÅŸlarını gözü gibi korumuÅŸ, onlara ana-babalarından görmedikleri ÅŸefkat ve yakınlığı göstermiÅŸ, kendi ÅŸahsına yapılan kötülüÄŸü affetmiÅŸ, intikam almayı düÅŸünmemiÅŸtir. Kendisini öldürmek için tuzak kuranları yakaladığında serbest bı-

rakmış, ama ALLAH düÅŸmanlarını asla bağışlamamış, onların yakasını bırakmamıştır.

İçi bozuk, dıştan Müslüman gibi görünen münafıkların kalbine devamlı Cehennem korkusunu vermiÅŸ, âhiretteki acı hallerini hatırlatmıştır.

İslâm toprakları, güneyde Yemen'e kuzeyde İran ve Suriye sınırına dayandığı sırada Peygamberimiz, Arapların sultanı, Arabistan'ın hakimi idi. SavaÅŸ sonrası düÅŸmanın bırakıp gittiÄŸi mallar ve ganimetler mescidin içini doldururken, en kıymetli mallar Müslümanların eline geçtiÄŸi halde, yine o kuru bir hasır üzerinde yatacak kadar engin ruhlu; içi ot dolu bir yastığa yaslanacak kadar mütevazı; her türlü imkân mevcutken, açlık sıkıntısı çekecek kadar kanaatkar ve tok gönüllü idi.

Hz. Ömer'in "Bizans kralı ve İran ÅŸahı dünya nimetleri içinde yüzerken, Resulullah kuru hasır üstünde yaşıyor" diyerek aÄŸlaması üzerine, Sahabîsinin gönlünü hoÅŸ tutan yüce Peygamberimiz:

"Yâ Ömer, varsın, Kisra ve Kayser dünya nimetlerinden zevklerini alsınlar, keyif sürsünler. Âhiret nimeti bize yeter" diyerek tevekkül ve rızasını dile getiriyordu.

Peygamberimizin ahlâkı bir meleke halindeydi, öz olarak mevcuttu. GüneÅŸ nasıl ışık saçar, çiçekler nasıl rengi ve kokusuyla ortalığı Cennete çevirip burcu burcu kokular saçarsa; aÄŸaçlar nasıl türlü türlü meyveler verir, yaratılışlarında var olanları ortaya çıkarırsa; Resul-i Ekrem Efendimizin ahlâkî hayâtı da o ÅŸekilde normal bir seyir içinde cereyan ediyordu.

Öyle ki, her gören, Peygamberimizin o faziletle birlikte yaratıldığı kanaatine varırdı. Hiç kimse ondan o fazilete aykırı bir ÅŸeyin görüleceÄŸine inanmazdı. O her zaman muhtaçlara yardım eder; zayıfları korur; tatlı sözlü, güler yüzlü bulunur; izzet ve vakarını muhafaza eder; tevazu ve hoÅŸgörüsünü hiç kimseden esirgemezdi. GüneÅŸ nasıl ki, ALLAH'a inananın da, inanmayanın da üzerine doÄŸarsa, Peygamberimizin dünyayı kaplayan ÅŸefkati de küçük-büyük, genç,ihtiyar, müslim-gayr-i müslim herkese aynı ÅŸekilde yayılırdı.

325
Yorum Ekleyiniz...
Adınız Soyadınız :
E-posta Adresiniz :
Başlık :
Yorum :
Güvenlik Kodu :

* Resimdeki kodu yazınız