Kerbela olayının yaÅŸandığı Muharrem ayının 10. günü (Bu yıl 16 Aralık),
Hazreti Adem'in tövbesinin kabul edildiÄŸine, Hazreti Yakub'un oÄŸlu
Yusuf'a kavuÅŸtuÄŸuna, Hazreti Nuh'un gemisinin tufandan, Hazreti
İbrahim'in Nemrut'un ateşinden, Hazreti Musa ve İsrail oğullarının da
Firavun'un zulmünden kurtulduÄŸuna inanılıyor. Muharrem ayının, 10. günü
oruç tutan Müslümanlar, aÅŸure kaynatarak da sosyal dayanışmaya katkıda
bulunuyor.
Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Halil AltuntaÅŸ,
başkanlığın internet sitesinde muharrem ayı ve aşure konusunda bilgi
verdi.
Her dinin, milletin kutsal veya diğer zaman dilimlerinden farklı kabul
ettiÄŸi, kendine özgü belirli gün ya da ayları bulunduÄŸunu belirten
AltuntaÅŸ, İslam'da da bu tür gün, gece ve aylar olduÄŸunu kaydetti.
İslamiyet'te ''Haram aylar''ın cahiliye devri uygulamasına göre, hürmet
edilmesi gereken, savaÅŸ yapılması ve kan dökülmesi yasak olan kameri
aylar anlamına geldiğini, ''haram aylar'' nitelemesinin, bu aylarda
yapılacak ibadetlere daha çok sevap, günahlara ise daha çok ceza
verilecek olmasına dayandığının da ifade edildiğini anlatan Altuntaş, bu
aylardan Muharrem'in birinci, Recep'in yedinci, Zilkade'nin on birinci
ve Zilhicce'nin de on ikinci ay olduÄŸunu bildirdi.
Bu dört ayın hürmetinin, öteden beri süre gelen dini bir uygulama
olduÄŸunu, cahiliye devrinde bile buna riayet edildiÄŸini, haram aylarda
savaÅŸ yapılmadığını, yılın bu döneminin barış zamanı olduÄŸunu kaydeden
AltuntaÅŸ, ÅŸöyle devam etti:
''Haram aylar içinde Muharrem ayının ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu
ayrıcalığı 'Muharrem' adından da fark etmek mümkündür. Zira 'muharrem'
kelimesi, 'haram kılınmış', 'hürmete layık' anlamlarına gelmektedir.
Muharrem ayını önemli kılan özellikleri kısaca ÅŸöyle sıralamak
mümkündür. Hicri yılbaşı; Muharrem ayı, 12 ay ve 355 gün olan kameri
yılın ilk ayıdır. Hicri tarih, Hazreti Muhammed'in Mekke'den Medine'ye
göç ediÅŸi ile baÅŸlar. Hicretin takvim baÅŸlangıcı olarak kabul edilmesi,
Hazreti Ömer devrinde olmuÅŸtur. Onun devrine gelinceye kadar Araplar,
düzenli bir tarih belirleme sistemine sahip deÄŸillerdi. Fil vakası gibi
önemli olayları kıstas olarak benimsemiÅŸlerdi. Hz. Ömer devrinde, Hz.
Peygamber'in Mekke'den Medine'ye hicret ettiği yıl (Miladi 622), İslami
takvimin baÅŸlangıç yılı olarak, Muharrem ayı da bu takvimin ilk ayı
olarak kabul edildi.
AÅŸure günü (On Muharrem); bilindiÄŸi üzere Hazreti Peygamber Medine'ye
hicret ettiğinde, orada Arap halkla birlikte yaşayan Yahudiler vardı.
Hazreti Musa ile İsrail oÄŸullarının, Firavun'un zulmünden AÅŸure günü
kurtulduÄŸunu söyleyen Yahudileri, Hazreti Peygamber yalanlamamış ve
hatta bu yönde olumlu bir tavır sergilemiÅŸtir. Bunun yanı sıra tüm Sami
dinlerde özel bir yere sahip görünen aÅŸure günü, cahiliyye Araplarınca
da önemli kabul edilmiÅŸtir.''
''HAZRETİ PEYGAMBER, ORUÇ TUTMAYI TEÅžVİK ETTİ''
Hazreti Peygamber'in, AÅŸure günü oruç tutmayı teÅŸvik ettiÄŸini belirten
AltuntaÅŸ, aÅŸure günü oruç tutulması uygulamasının,Ramazan orucunun farz
kılınmasına kadar devam ettiğini, Hazreti Peygamber'in Muharrem ayının
9, 10 ve 11. günlerinde oruç tutmayı ashabına tavsiye ettiÄŸini anlattı.
AÅŸure günü oruç tutmanın faziletine iliÅŸkin sahih hadisler bulunmasına
karşılık, o günde hububat karışımı aÅŸ (aÅŸure) piÅŸirmek, sadaka vermek,
mescitleri ziyaret etmek ve kurban kesmek gibi fiiller hakkında sahih
habere rastlanmadığını belirten AltuntaÅŸ, bununla birlikte, Müslüman
Türklerin dini halk geleneÄŸinde önemli bir yer tutan aÅŸurenin, aynı
zamanda Muharremin 10. günü baÅŸlamak üzere, daha sonraki günlerde de
özel merasimle piÅŸirilip dağıtılan tatlıya isim olduÄŸunu ve sosyal
dayanışmaya önemli katkılarda bulunduÄŸunu vurguladı.
AltuntaÅŸ, çok eskiden beri devam eden aÅŸure aşının, Osmanlılar döneminde
sarayda da piÅŸirildiÄŸini, ''aÅŸure testisi'' adı verilen özel kaplarla
da saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtıldığını kaydetti.
AÅžURE GÜNÜ MEYDANA GELEN OLAYLAR
Halil AltuntaÅŸ, aÅŸure gününde meydana gelen diÄŸer tarihi olayları ise ÅŸöyle sıraladı:
''Rivayete göre, Hazreti Nuh'un gemisi Tufandan kurtulup, Cudi dağına
AÅŸure günü oturmuÅŸtur. BilindiÄŸi üzere, Hazreti Nuh, Allah'ın emri
üzerine kendine inananları yaptığı bir gemiye bindirmiÅŸ, tufan
gerçekleÅŸince, inanmayanlar suda boÄŸularak helak olmuÅŸlardı. Hazreti
Adem'in tövbesinin kabul edilmesi, Hazreti İbrahim'in, Nemrut'un
ateşinden kurtulması, Hazreti Yakub'un oğlu Yusuf'a kavuşması, Hazreti
Musa ve İsrailoÄŸullarının Firavunun zulmünden kurtulmaları, 10 Muharrem
günü gerçekleÅŸtiÄŸi rivayet edilen olaylar arasındadır.
KERBELA OLAYI
Din İşleri Yüksek Kurulu AltuntaÅŸ, Emeviler'in ikinci hükümdarı Yezid
zamanında ve Hicri 61 yılı Muharrem ayının 10. Cuma günü Hazreti
Hüseyin'in ÅŸahadeti ile sona eren tarihi olayın meydana geldiÄŸini ifade
ederek, şunları kaydetti:
''Ehlibeytin çok deÄŸerli bir ferdinin hayatına mal olan bu elim olay
sebebi ile 10 Muharrem, Müslümanlarca yas günü sayılmıştır. Muharrem ayı
içerisinde Hazreti Hüseyin gibi büyük bir ÅŸahsiyetin ÅŸehit edilmiÅŸ
olması, bütün Müslümanlar için büyük bir acı olmuÅŸ ve Müslümanları
derinden etkilemiştir. Bu zatın, Hazreti Peygamberin sevgili torunu
olması ise, bu acıyı daha da artırmaktadır. Tarihin belli bir kesitinde
meydana gelen bu üzücü olayları iyi düÅŸünmek ve bunlardan ders çıkarmak
gerekir. Müslümanlara düÅŸen görev, bu tür müessif olayların
tekrarlanmasını önleyecek bir bilinç ve anlayışa sahip olmak; kardeÅŸlik,
birlik ve beraberliğimizi korumaktır.
Hazreti Hüseyin'e reva görülen bu muamele, ne kadar haksız ve ne kadar
üzücü olursa olsun, Müslümanlar arasında ayrılık ve husumet sebebi
olmamalıdır. Tarihin belli döneminde gerçekleÅŸen bu üzücü olayı, gene
tarihin hakemliÄŸine emanet etmek ve duygulardan çok aklı hakim kılmak
gerekir. Zira günümüzde Müslümanların, her zamankinden daha fazla birlik
ve beraberliğe ihtiyacı olduğu inkar edilemez.''
Kerbela olayının hatırasını yad etme gerekçesi ile yas günü olarak
algılanan 10 Muharrem'de sergilenen etkinliklerde, bazı Şii
Müslümanlar'ın, ''kendi kendine iÅŸkence'' denebilecek uygulamalar
sergilediğini hatırlatan Altuntaş, şu bilgileri verdi:
''Halbuki bu tür uygulamalar İslam'a aykırıdır. Yas tutmanın da bir
ölçüsü vardır ve bu ölçüyü Hazreti Peygamber belirlemiÅŸtir. İslam'dan
önce Cahiliye Arapları, ölen kimse için aşırı derece yas tutar, ölünün
yakınları avazı çıktığı kadar bağırır, eÅŸi kendini eve hapseder,
yıkanmazdı. Hatta profesyonel ağlayıcılar da tutarlardı. Resulullah bu
geleneÄŸi, ÅŸu hadisi ile ortadan kaldırmıştır: 'Yüzüne vurarak, yakasını
yırtarak, cahiliye adetlerini sürdüren bizden deÄŸildir.'
Muharrem ayı, tarih boyunca insanlık için dönüm noktaları sayılabilecek
önemli olayların yer aldığı bir aydır. İslam'dan önceki semavi dinlerce
de değerli bir zaman dilimi olarak kabul edilmiştir. Muharrem ayı, İslam
kültür tarihinde önemli yeri olan bir zaman dilimini temsil etmektedir.
İslam tarihinin en üzücü olaylarından biri olan Kerbela olayı da bu
ayda gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bütün Müslümanları üzen bu tarihi olay, tarihin
hakemliÄŸine bırakılmalı, müminler arasında soÄŸukluÄŸun ve kırgınlığın
sebebi kılınmamalıdır. Bütün Müslümanlara düÅŸen görev, tarihin
güzelliklerini, yaÅŸadığımız dönemin ÅŸartları içinde yeniden yaÅŸamaya
gayret göstermek, yanlış ve üzücü örneklerden ibret alarak, onların
tekrar yaÅŸanmaması için ne gerekiyorsa onu yapmaktır.''
153