Hindistan kamuoyu GDO'ya karşı tepkisini dile getirdi. Hindistan
hükümeti de GDO'lu patlıcan istemeyenlerin sesini duydu ve yasaklama
kararını aldı. İskoçya'nın Çevre Bakanı ise "GDO'ya ayak direyen diÄŸer
milletlerle omuz omuza savaÅŸmaya hazırız" diyerek GDO'ya karşı küresel
mücadelenin yolunu açtı...
Peki bizim Çevre Bakanımız ne yapıyor?
Genleriyle
oynanmış gıdaların Türkiye'ye girmesini izliyor. Tarım Bakanlığı ise
GDO'lu bebek mamalarının ithalini yasaklayan ve çeÅŸitli itirazların
ardından artık bir yapboz tahtasına dönen GDO'lu ürünlerin ithalatı,
iİşlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimiyle ilgili yönetmeliÄŸin
yürürlüÄŸe gireceÄŸi 1 Mart'ı bekliyor. Peki, 1 Mart'a kadar mama yiyen
bebeklerin karşı karşıya kalacağı risklerin* hesabını kim soracak? Ya
da GDO'lu ürün yiyen çocuk, genç ve yetiÅŸkinlerin karşı karşıya
kalabileceği risklerin* hesabı kimden sorulacak?
Türkiye,
genleriyle oynanmış ürünler için hâlâ açık bir kapı... Gıdamızın
geleceÄŸi, bütün dünyada GDO üretimini ve ticaretini elinde bulunduran
Monsanto, Aventis gibi çoÄŸu uluslararası ÅŸirketin elinde. Yüzlerce
yıldır kuraklık gibi her türlü sert iklim koÅŸuluna dayanmış bugüne
kadar gelmiş atalık yerel tohumlarımız GDO'lu tohumlarla karışma ve yok
olma tehdidi altında. Öyle ki, çevredeki arazilerden ürünlerine
Monsanto patentli gen bulaÅŸan ABD'li çiftçiler sadece rüzgâr o yönden
esti diye binlerce dolarlık tazminatlar ödemek durumunda bırakılırken,
bizim atalık tohumlarımız da hayvan yemi olarak ülkeye giren mısır ya
da soyadan karışabilecek bir kaç gen yüzünden sonsuza dek yok olabilir.
Öyle ki Anadolu hâlâ iklim deÄŸiÅŸikliÄŸine uyum saÄŸlayabilecek denli
saÄŸlam yerel tohumlara sahipken, çoÄŸu yurt dışından ithal kimyasal
tarım ilaçlarıyla ayakta durabilen, kimliksiz, hem kendi zayıf hem de
onu yiyenleri zayıflatan güçsüz tohumlara mı terk edilmeye çalışılıyor?
Güçlü dayanıklı ve üretken tohumlarımızın, genleriyle oynanmış güçsüz
ve köleleÅŸtirilmiÅŸ tohumlarla karışmasına izin vermeye, gıdamızın
geleceğini tehlikeye atmaya kimin hakkı olabilir?
Hindistan
Çevre Bakanı kamuoyu yoklaması yapıp halkın ne istediÄŸini anlamaya
çalışırken, Türkiye'de Çevre Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı, her geçen
gün bir uyuÅŸturucu bağımlısı gibi daha fazla pestisid (böcek ve ot
öldürücü tarım ilaçları) isteyerek* suyumuzu, toprağımızı ve gıdamızı
zehirleyecek GDO'ların biyolojik çeÅŸitliliÄŸimizi, atalık tohumlarımızı
tehlikeye atmasını izlemeyi sürdürecek mi?
GDO'lu ürünlerin
saÄŸlık riskleri henüz tam olarak bilinmiyor. Alerjik reaksiyonlara yol
açabiliyor, antibiyotiklere karşı direnç oluÅŸturabiliyor veya gen
girişinden dolayı oluşan bazı olumsuz etkilere neden olabiliyor.
ÖrneÄŸin fındığın içindeki bir maddeye alerjisi olan bir insan bu
maddenin aktarıldığı bir ürünü yediÄŸinde alerjik reaksiyon
gösterebiliyor.
Taze sebze ve meyvede henüz çok fazla risk
olmadığı söylense de Türkiye, dünyanın en büyük GDO'lu soya ve mısır
üreticilerinden olan ABD ve Arjantin'den gıda ve yem amaçlı mısır ve
soya fasulyesi ithal ediyor. Genetiği değiştirilmiş mısır ve soya ile
beslenen hayvanların eti, mısır ve soyadan üretilen lesitinli ürünler,
yaÄŸ, un, niÅŸasta, glikoz, fruktoz, bisküviler, tatlılar ve çikolatalar
ailemiz, çocuklarımız tarafından tüketiliyor.
Sayıları her geçen
gün artan bilinçli tüketiciler, GDO'lu tohum kullanılmasının yasak
olduğu ve bu yasağın da denetlenerek sertifikasyona tabi tutulduğu
ekolojk (organik) ürünleri alarak GDO'dan sakınmaya çalışsa da örneÄŸin
pamuklu bir tiÅŸört ya da pijamada bile GDO olabiliyor.
EÄŸer bu
hafta mecliste görÅŸülmesi beklenen biyogüvenlik yasasıyla gerekli
tedbirler alınmazsa istenmeyen genler atalık tohumlarımızı,
ürünlerimizi, gıdamızı ve dolayısıyla saÄŸlığımızı ve ekonomimiz için
büyük bir tehdit oluÅŸturmayı sürdürecek.
Türkiye, dünyanın en
önemli gen kaynaklarına sahip bir ülke olarak, kendi deÄŸerlerinin
farkına varmalı ve asıl verimlilik ve açlıkla mücadelenin GDO'ya izin
vermek deÄŸil GDO'yla mücadele etmekle olabileceÄŸini görmeli ve bir an
önce GDO'ya karşı önlemler almalıdır.
Mecliste bu hafta
görüÅŸülmesi beklenen Biyogüvenlik Yasa Tasarısı adeta bir saatli bomba
gibi; GDO'nun Türkiye'ye hangi denetim ve kontrollerle sokulabileceÄŸini
maddeleştiriyor. Yasa tasarısında yer alan maddeler GDO'nun tehlikeleri
ve riskleri* konusunda o kadar çok atıf yapıyor ki taslağı okuyunca
insanın aklında "Madem bu kadar riskli, kontrolü bu kadar zor, izinsiz
GDO'lu ürün satan ve GDO'lu tohum ekenlere ağır hapis ve para cezaları
verilecek, o zaman Türkiye'nin ne zoru var da GDO'yu toptan
yasaklamıyor?" sorusu geliyor. Evet, yıllardır bir biyogüvenlik
yasasına ihtiyacımız var ama bu yasada GDO'nun serbest dolaşımının,
hangi oranlarda ithal edileceÄŸinin ve deneme ekimlerine kimlerin izin
vereceÄŸinden çok, yerel atalık tohumlarımız, biyolojik çeÅŸitliliÄŸimiz
ve biyogüvenliÄŸimiz öne çıkarılmalı.Hükümet, bu hafta meslite
görüÅŸülmesi beklenen Biyogüvenlik Yasa Tasarısı ile bir seçim yapacak:
Seçeneklerden biri ÅŸu: Genleriyle oynanmış ürünlerin canlıların
vücudunda ne tür hastalıklara veya arazlara yol açabileÄŸinin farkında
olmadan denek olarak kullanılan insan ve hayvanlar; daha fazla verim
adına her geçen gün daha fazla kimyasal tarım ilacı istediÄŸi için
giderek kirlenen su ve topraklar; atalık yerel tohumları ve
bitkiçeÅŸitliliÄŸi yok olmuÅŸ, uluslarararası ÅŸirketlerin verdiÄŸi
numaralandırılmış ve tek seferlik tohumlara bağımlı bir ülke... Bunun
yanında gıda bağımsızlığını kaybetmiÅŸ bir ülkeye uygulanabilecek
yaptırımların tehdidi...
İkinci seçenek ise, kendi kendine yeten
verimli topraklar, daha fazla tarım ilacıyla kirletilmemiş doğal
kaynaklar, her türlü iklim koÅŸulunda yetiÅŸen kuraklık ve hastalığa
karşı sigorta niteliÄŸindeki atalık tohumlarla yerel çeÅŸtililiÄŸini,
zenginliÄŸini koruyan, bu sayede gıda bağımsızlığı ile dünyaya örnek
olabilecek bir ülke... Aklı selim olan hangisini seçer, ona da siz
karar verin...
* ABD'de The Organic Center tarafından yapılan
bir araÅŸtırmaya, tarımda kullanılan ilaç miktarının transgenik tarım
nedeniyle önemli ölçüde arttığını ortaya koydu. AraÅŸtırmaya göre 1996
ile 2008 arasında transgenik tarımda 143 milyon kg ek tarım ilacı
kullanıldı. ABD Tarım Bakanlığı'na bağlı Ulusal Tarım İstatistikleri
Servisi'nin (NASS) verilerini temel alan araştırmada, glifosat
kullanımımdaki artışla ilgili NASS verilerine yer veriliyor. Buna göre
1996'dan beri glifosat kullanımı pamukta üç katına, soya fasulyesinde
iki katına çıkarken, mısırda yüzde 39 artmış durumda.
* ÖrneÄŸin,
önde gelen bilim dergisi Nature'da 2007'de yayınlanan bir çalışma,
genlerin karmaşık bir aÄŸ içerisinde, bizim henüz anlayamadığımız
yollarla birbirlerine tepki verdiÄŸi, birbirleriyle etkileÅŸime geçtiÄŸi
ve kaynaÅŸtığını ortaya koymuÅŸtur (*). Bu araÅŸtırma GM ürünlerinin
güvenilirliÄŸine dair ciddi soruların doÄŸmasına neden olmuÅŸtur.
*
GM üretimi kanolanın kullanılmaya baÅŸlanması biyoçeÅŸitliliÄŸe ciddi
etkilerde bulundu. ÖrneÄŸin, İngiliz hükümetinin bir çalışmasında GM
üretimi kanolaların bulunduÄŸu yerlerde kelebek oranının %24 azaldığı,
çünkü buralarda bu kelebeklerin beslenebileceÄŸi daha az çiçeÄŸin
(dolayısıyla da nektarın) bulunduÄŸu saptandı. Dahası, kuÅŸlar için de
daha az tohum bulunuyordu. GM üretimi soyalarda Roundup'ın kullanılması
toprak sağlığına olumsuz etkide bulunuyor, topraktaki nitrojen
düzenleyici bakterilerin sayısında azalmaya yol açıyor.
(www.truefood.org.au)
* Avustralya Kamu SaÄŸlığı Örgütü ve
İngiliz Medikal Örgütü gibi önde gelen saÄŸlık kurumları, GM üretimi
gıdalarla ilgili çeÅŸitli kaygılarını dile getirdi ve zorunlu testlerin
yapılması çaÄŸrısında bulundu. GM üretimi gıdalarla ilgili üç temel
kaygı ÅŸunlar: Gıdalarımızdaki böcek ilacı seviyesinin artması
potansiyeli; bilinmedik veya umulmadık proteinlerin, zehirlerin ve
allerjilerin gündeme gelmesi; GM üretimi bitkilerde antibiyotiklere
dayanıklı genlerin kullanımı... 2007 tarihli bir makalede, insanların
kullanımı için onaylanmış bir GM üretimi mısır çeÅŸidiyle beslenen
farelerin karaciÄŸer ve böbreklerinde zehirlenme bulguları rastlandığı
belirtiliyor.
60