Gazetemiz - Gazeteler - Gazete ManÅŸetleri -
Haber Arama
Kategor :
Nubihar’dan Bulaç ve Taşgetiren’e cevap
Nubihar, Ali Bulaç ve Ahmet Taşgetiren’in geçtiğimiz hafta yayımlanan makalelerine cevap verdi. İşte, Nubihar’ın cevabı…
2011-06-06 10:37:55

Nubihar, Ali Bulaç ve Ahmet TaÅŸgetiren’in geçtiÄŸimiz hafta yayımlanan makalelerine cevap verdi. İşte, Nubihar’ın cevabı…

Ali Bulaç’ın Zaman gazetesinde yer alan 30 Mayıs 2011 tarihli “15 Haziran” baÅŸlıklı yazısı bir kısım milliyetçi-muhafazakâr yazar arasında Nubihar çevresine yönelik bir suçlamaya dönüÅŸmüÅŸtür. Özellikle İslami camiada milliyetçi refleksleriyle ön plana çıkan Ahmet TaÅŸgetiren, Ali Bulaç’ın yazısından devÅŸirdiÄŸi doÄŸru olmayan belirlemelerle Nubihar çevresi hakkında yeni bir siyasi kurgu üretmiÅŸtir. Bu kurgunun kimlere pazarlandığı ve bu yorumlarla nerelere ulaşılmak istendiÄŸi camiamız tarafından düÅŸündürücü görülmüÅŸtür. Nubihar, kamuoyunun doÄŸru bilgilendirilmesi amacıyla aÅŸağıdaki bildiriyi sunar:

Öncelikle Ali Bulaç’ın “DTK çaÄŸrıcılar heyeti” olarak tanımladığı grup, DTK çatısı altına girmiÅŸ ve kurumsal bütünlük içinde hareket eden bir heyet deÄŸildir. Bu platformun bileÅŸenlerinin farklı ve bağımsız kurumsallaÅŸmalar olduÄŸu bizzat modaratör ve katılımcılar tarafından vurgulanmıştır. Özellikle Nubihar temsilcisi konuÅŸmasının başında; “Nubihar’ın bir düÅŸünce kuruluÅŸu olduÄŸunu ve aktif politikayla uÄŸraÅŸan bir kurum olmadığını” belirtmesine raÄŸmen Ali Bulaç’ın tanımlamasında bunu yansıtmaması düÅŸündürücüdür. Bulaç’ı referans alan TaÅŸgetiren ise hızını alamayarak bu heyete “DTK çatısı altında kurulan geniÅŸ cephenin sözcüleri” nitelemesi getirmiÅŸtir. Türkiye’nin düÅŸünce birikimini yansıtan ve her birisi farklı kesimlerden davet edilmiÅŸ olan gazetecilerle Taksim Hill’de buluÅŸan Kürt heyeti hakkında iki yazarın yaptığı tanımlama da yanlıştır.

Biz Nubihar olarak söz konusu toplantıda da vurguladığımız gibi DTK üyesi olmamakla birlikte bu yapılanmanın meÅŸru, Kürt sorununun çözümünde etkin ve Türkiye demokrasisinin geliÅŸtirilmesine pozitif katkı üretme potansiyeline sahip bir kurum olduÄŸu düÅŸüncesindeyiz. Nubihar camiası Kürt sorununda ÅŸiddetin bir çözüm yöntemi olmaktan çıkarılabilmesi için her türlü sosyal ve siyasal örgütlenme kanallarının açık tutulmasından yanadır. Kendi özgünlüÄŸünü koruyarak, sorunu diyalog ve siyaset zemininde çözmeyi amaçlayan her ciddi platformun doÄŸal bileÅŸeni olmayı ret etmez. Çözüm için diyalogu esas alan bu tarz platformları, daÄŸa çıkmaktan beter gösteren stratejilerin bizzat muhafazakâr yazarlarca dillendirilmesi isminde sulh ve selamet olan bir dinin mensupları adına bizleri kaygılandırmıştır.

Bulaç ve TaÅŸgetiren’in “medzehra” takıntısı da bir hayli ilginçtir. Öncelikle bir kısmı DTK bünyesinde yer alan ve önemli bir kısmı da bağımsız kurumlardan müteÅŸekkil Kürt heyetinin içinde ne Zehra ne de Medzehra’yı temsilen bir katılım olmamıştır. Bu iki farklı kurumun hangi nedenle deÅŸifre edilmek istendiÄŸi düÅŸündürücüdür.

Yine Bulaç’ın özerklikle ilgili sorularını cevaplayan BDP eÅŸbaÅŸkanı Filiz Koçali, orada var olan kurumlar adına deÄŸil tamamen parti programları etrafında anlatmaya çalıştığı “kominlerin belirlediÄŸi hakemler” ve “köylerden, ilçelerden kentlere doÄŸru aÅŸağıdan yukarıya bir toplum örgütlenmesi” gibi siyasi argümanlar kendilerine aittir. Buna raÄŸmen Bulaç ve TaÅŸgetiren’in, bu düÅŸünceleri heyetin tümüne mal etmeye çalışması en basit deyimiyle densizliktir.

Katı merkeziyetçi Türkiye siyasal yapısının demokratikleÅŸtirilmesi anlamına gelen özerklik yaklaşımı elbette bizler için önemlidir. Ama bu yönetimsel formun içinin nasıl doldurulacağı Türkiye’deki tüm çevrelerin katkısı ve dünyadaki deneyimlerin aktarımıyla anlamlı bir çerçeveye oturacaktır.

Nubihar temsilcisinin Bulaç’ı kiÅŸisel olarak çok üzen belirlemelerine gelince; baÅŸta TaÅŸgetiren’in “Nubihar temsilcisi Ali Bulaç’a demiÅŸ” dediÄŸi cümle Ali Bulaç’la ÅŸahsi bir görüÅŸmede söylenmiÅŸ bir söz deÄŸildir. Temsilcinin yapmış olduÄŸu yaklaşık 15 dakikalık konuÅŸmadan Bulaç tarafından altı çizilmiÅŸ bir sözdür. Ali Bulaç’ın herhangi bir bilimsel, sosyolojik tezle karşılaÅŸtığında yapması gereken ÅŸey üzülmek deÄŸil onu tartışmaktır. Bu cümlelerin sarf edildiÄŸi mekanda anlamsız bir suskunluÄŸa bürünüp bunu sözün sahibiyle tartışmadan Türkiye’nin trajı en yüksek gazetesinin sütunlarına taşımak fikir adamlığına yakışmaz.

Ali Bulaç’ı üzen, TaÅŸgetiren’i öfkelendiren Nubihar temsilcisinin ÅŸu sözleri olmuÅŸ: “İslamcılığın ve enternasyonalizmin bulunduÄŸu noktadan Kürtler görülmüyor.” Elhak bu cümleyi Nubihar temsilcisi, Hilal Kaplan ve Erol KatırcıoÄŸlu’nun “yeni anayasada Kürtler” konusuna liberal-demokratik perspektiften getirdikleri yaklaşımlarına cevap sadedinde kullanmıştır.

Mütekellimin kastını aÅŸan yorumlardan elbette muhatabın zihni mesuldür. Kendisini İslamilik ana ekseninde yapılandıran bir çevrenin, mutlak anlamda “İslamcılık” kavramıyla çeliÅŸmesi düÅŸünülemez. Ancak bu durum bizleri siyasal İslamcılığın farklı form ve tonlarının izdüÅŸümlerinin tartışılamazlığına da götürmemelidir. Özellikle Kürtlerin modern ulus-devletlerle hesaplaÅŸmasında her defasında karşılarına ulus-devletlere ait olmayan manevi kavram setleriyle örülmüÅŸ engellerin çıkarılması muhafazakarlığın veya İslamcılığın zaman zaman örtük egemen milliyetçiliÄŸe kılıf olarak araçsallaÅŸtırıldığı anlamına gelmemekte midir?   

Ayrıca Kürtlerin o veya bu ideolojik okumalarda çoÄŸu zaman unutulduÄŸu veya göz ardı edildiÄŸi gerçeÄŸini yok sayamayız. Türkiye’nin İslamcı geleneÄŸinde Kürtlerin siyasal talepleri Kemalistlere benzer bir tepkiyle karşılanmıştır çoÄŸu zaman. Söz konusu edilen sadece pratik orta Anadolu İslamcılığı deÄŸil enternasyonal ve liberal politik kurgu ve pratiklikte de durum farklı deÄŸildir. Özellikle Mısır, İslamabad, Tahran, Arabistan, Lübnan vesair menÅŸeli İslamcı algıda Kürtler yoktur. Oralardan bakılınca Kürtler görülmüyor. Hatta Kürtlere transfer edilmiÅŸ ve ezberletilmiÅŸ İslamcı okumalar Kürtleri bile kendilerine yabancılaÅŸtırmıştır. ÖrneÄŸin İslamcı Kürtler için bir Çeçenistan sorunu vardır ancak Çeçen bir İslamcının Kürdistan sorunu yoktur. Ancak Bediüzzaman’ın İslamcı perspektifinde o veya bu ÅŸekilde Kürtler sair unsurlarla eÅŸit düzlemde temsil edilmiÅŸlerdir. Beklentimiz o ki, sayın Ali Bulaç bundan sonra sosyolojik tespitlerle karşılaÅŸtığında üzülmek yerine ilmi analizlerle kamuoyunu bilgilendirsin. 
 
Sonuç olarak:

a) Nubihar çevresi öncelikle polemiklere açık siyasi bir çevre deÄŸildir. Kürt sorunun en sıkıntılı zamanlarında bile tamamen adalet kaygısıyla İslamcı camia içerisinde irade ortaya koymuÅŸ bir fikir ve aydınlanma hareketidir.

b) Nubihar çevresinin düÅŸünceleri daha çok Bediüzzaman Said Nursi’nin fikirlerinden ilham alarak ÅŸekillenen bir karakteristiÄŸe sahiptir.

c) Nubihar, Kürt tarih ve kültür geleneÄŸinde yaÅŸanan asırlık kopuÅŸlara raÄŸmen modern çaÄŸla Kürt klasizmini buluÅŸturabilmiÅŸ bir köprüdür.

d) Nubihar çevresi aktüel Kürt sorununun çözüm yolu olarak; Kürtlerin eÅŸit hak taleplerinin barışçıl ve ÅŸiddetsiz yöntemlerle gerçekleÅŸtirilmesinden yanadır.

134
Yorum Ekleyiniz...
Adınız Soyadınız :
E-posta Adresiniz :
Başlık :
Yorum :
Güvenlik Kodu :

* Resimdeki kodu yazınız