Gazetemiz - Gazeteler - Gazete ManÅŸetleri -
Haber Arama
Kategor :
Katsayı, Sinirleri Artırıyor
Kamuoyunda askeri darbe ürünü ve çağdışı olduğu gerekçesiyle sık sık tartışılan YÖK Kanunu, üniversitelerle ilgili hemen her düzenlemenin tek merkezden yapılmasını öngörüyordu. YÖK’ün eğitim hayatımızdaki tarihi sürecine baktığımızda ilk elde üniversitelerin yönetim kadrolarını hantallaştırdığını söyleyebiliriz.
2010-02-26 11:49:21

1990’lı yıllara gelinceye kadar merkeziyetçi yapısı üzerinde oynama yapılamayan YÖK, 92’de üniversite rektörlerinin CumhurbaÅŸkanı tarafından seçilmesini öngören kanunla biraz olsun otoritesini kaybetti. Üniversitede ‘türban’ kavramını yerleÅŸtiren ve baÅŸörtüsü sorununu ortaya çıkaran dönemin YÖK BaÅŸkanı İhsan DoÄŸramacı, rektör seçiminin bu kararla YÖK’ün elinden alınmasına karşı çıktı ve istifa etti. DoÄŸramacı’dan sonraki YÖK BaÅŸkanı Prof. Dr. Mehmet SaÄŸlam’dı. SaÄŸlam döneminde, YÖK iyi niyetle yönetildiÄŸinde olumlu sonuçlar da alınabileceÄŸini gösteren çalışmalar yapıldı. 1995’te SaÄŸlam’ın siyasete girme kararıyla iyiye doÄŸru gidiÅŸ, Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün YÖK BaÅŸkanı olarak atanmasıyla sona erdi. Gürüz, 1980’li yılları aratmayacak uygulamalarla çoÄŸu gencin hayatını da olumsuz yönde etkileyecek kararlara imza attı. Keyfi uygulamalarla pek çok öÄŸretim üyesi ihraç edilirken, öÄŸrenciler de baskıyla sindirildi. Yıllar sonra TBMM YÖK Komisyonu tarafından yapılan incelemeler sonucu ortaya konan ÅŸu tespit cümlesi YÖK gerçeÄŸini açıklamaya yetiyor: “Tepeden inmeci anlayış üniversitelerde kiÅŸilik erozyonuna sebep olmaktadır.”

Gençlerin hayatını ters düz ettiler!

Gürüz yönetimindeki YÖK, sadece akademisyenlerin ve üniversite öÄŸrencilerinin hayatını etkilemekle kalmadı ‘katsayı’ konusunda aldığı kararlarla da üniversite sınavlarına hazırlanan gençlerin de üzerine adeta bir kabus gibi çöktü. 28 Åžubat sürecinde İmam Hatip Liseleri mezunlarının üniversitelerde kendi alanları dışında akademik eÄŸitim almalarının ve farklı meslek dallarına yönelmelerinin önüne geçmek için dönemin Genelkurmay İkinci BaÅŸkanı Çevik Bir’in talimatıyla meslek lisesi mezunlarına katsayı farkı getirildi.

1998 yılından itibaren üniversiteye giriÅŸ sınavında meslek lisesi öÄŸrencileri ile farklı alanlardan sınava girmek isteyen adaylar katsayı farkıyla karşı karşıya kaldı. Yeni uygulamaya göre, meslek lisesi mezunlarıyla lisede okuduÄŸu alandan farklı bir alanda sınava girmek isteyen öÄŸrencilerin Ağırlıklı OrtaöÄŸretim BaÅŸarı Puanı (AOBP) 0.3, meslek lisesi dışındaki okul türleriyle, kendi alanından sınava girenlerin AOBP ise 0.8 katsayı ile çarpılıyordu. Çıkan rakam, sınavda alınan puana ekleniyordu. Dolayısıyla lisans programı tercih eden meslek liseliler, diÄŸer okul türlerinde okuyan öÄŸrencilerle ÖSS’de aynı baÅŸarıyı gösterseler dahi aralarında 50-60 puan gibi ciddi bir fark oluÅŸuyordu. Lisede sözel bölümde okuyup sayısal bir alan seçmek isteyen öÄŸrenciler gibi alan deÄŸiÅŸikliÄŸine giden adaylar da aynı puan kaybına uÄŸruyorlardı.

Peki, YÖK marifetiyle katsayı kararını aldıran ve uygulamayı baÅŸlatanlar bu rakamsal farklılıkların öÄŸrencilerin hayatını nasıl da tersyüz ettiklerinden çok da haberdar deÄŸillerdi. Yazboz tahtasına dönen eÄŸitim sistemi ilk kez gençlerin geleceÄŸiyle oynamıyordu elbet. Ancak katsayı sorunu o güne dek yapılan sistem deÄŸiÅŸikliklerinden çok farklı bir anlam taşıyordu. Zira tamamen ideolojik kaygılarla alınmış bir karardı ve hedef aldığı İHL mezunları dışında tüm meslek lisesi mezunlarını da tek bir alanda eÄŸitim almaya mecbur ve mahkûm ediyordu.

Bu bir insanlık kıyımıdır!

Gençler kendi hayatları üzerinden oynanan bu siyasi oyunlardan habersiz, neler yaÅŸadılar, neler hissettiler? “Benimle aynı puanı alan herhangi bir öÄŸrenci istediÄŸi üniversiteye girebiliyorken, ben aÄŸlayarak evime dönmek zorunda kaldım. En doÄŸal hakkım elimden alındı.” diyordu Kadıköy İmam Hatip mezunu Zeynep Tufan. “Sınavda aldığım puanla çok rahat mühendislik okuyabilecekken, 2 yıllık bir bölüm okumak durumunda kaldım. Böyle saçma zorluklarla uÄŸraÅŸmak yerine bilimle uÄŸraÅŸmak beni daha mutlu, daha verimli bir insan yapardı.” diyerek anlatıyordu yapılan kıyımı Sema Türk. Umutları ellerinden alınan öÄŸrenciler arasında yer alan Zeynep BayramoÄŸlu o dönem yaÅŸadıklarını ÅŸöyle özetliyor: “İnsanın hakkettiÄŸi eÄŸitim ÅŸansının elinden alınması çok kötü bir durum. Tuhaf bir kırgınlık yaratıyor insanda. Devlete, sisteme hatta en yakınınızda sizi teselli etmeye çalışan insanlara karşı bile bir öfke duyuyorsunuz. Saatlerce gözlerimi tavana dikip, acaba bu uygulama olmasaydı nasıl bir üniversite hayatım olurdu hayali kurduÄŸumu hatırlarım.” Önder Basın Danışmanı İsmihan ÅžimÅŸek ise yaÅŸadıklarını ÅŸöyle dile getiriyor: “Katsayı sorunu ben son sınıftayken ortaya çıktı. İletiÅŸim Fakültesinde okumayı isterken "ilahiyat bari okuyalım" diyerek sırf fakülte bitirme odaklı bir düÅŸünceye kapıldım. BaÅŸörtülü olarak sınava da giremeyince üniversite hayatım hiç baÅŸlamadan bitti.” İstenilen tam olarak da buydu. 2547 sayılı kanunun YÖK'e tanıdığı 'ayarlama yapma' yetkisini kullanılması isteniyordu. Kışladan soÄŸuk ÅŸubat ayında insanın kanını donduran kararlar çıkıyordu. Komutanlar İHL’lerdeki eÄŸitime büyük bir tehlike ve tehdit gözüyle bakıyordu. İHL mezunlarının özellikle kamu yönetimi ve siyasal bilimler gibi fakültelerde eÄŸitim alarak ülke yönetiminde söz sahibi olacak konumlara gelmelerinden endiÅŸe edenlere göre bu gidiÅŸat mevcut Hükümet’in, irticayı hortlatma planlarından biriydi. Kimi bürokratlar, yargı mensupları, sendikalar, iÅŸ dünyasından bazı isimler ve gazeteler bu noktaya doÄŸru yönlendiriliyordu. Tehlikenin farkına varmaya çaÄŸrılıyordu herkes. KöÅŸe yazarları köÅŸelerinden uyarıcı ve uyandırıcı (!) yayılıyordu. Fadime Åžahinler, Müslüm Gündüzler türemiÅŸti. Ortalıkta halkı galeyana getirecek görüntüler dönüp duruyordu. ‘Peki, neden ÅŸimdi?’ diye kimse sormaya cesaret edemiyordu. Ancak bu sorunun cevabı çok kısa zamanda bulundu. Yıllar sonrasında bile birçok kiÅŸinin hayatına mal olacak postmodern darbe gerçekleÅŸmiÅŸti. Demokrasiye balans ayarı yapılmıştı. 18 maddelik 28 Åžubat manifestosu Türkiye’ye bomba gibi düÅŸtü. Aradan geçen 13 yıl boyunca kışlanın düÅŸüncesi deÄŸiÅŸmedi. Ama katsayı konusunda hesap edemedikleri bir gerçekle yüz yüze kaldılar. Sosyolog-yazar Nazife ÅžiÅŸman bu gerçeÄŸi ÅŸöyle ifade ediyor: “Dini eÄŸitim almış kimselerin belli mesleklerde uzmanlaşıp yükselmelerini, özellikle siyaset ve bürokraside belli mevkilere gelmelerini engellemek üzere yapılmış bir düzenlemeydi bu. Ama ilginçtir ki, böyle bir karardan sonra imam hatip liseli bir BaÅŸbakanımız oldu. Bu da 28 Åžubat’ın bir sürprizi/çeliÅŸkisi olsa gerek.”

Türkiye’nin geleceÄŸine keyfi uygulama

Katsayı uygulaması geçen yıla kadar kesintisiz bir biçimde uygulandı. Bu hatalı uygulamadan geri adım atılması için ne zaman bir adım atılacak olsa İHL tehlikesi masalı üst perdeden okunarak bütün hamleler baÅŸarıyla savuÅŸturuldu. 2009 yılına gelindiÄŸinde AK Parti Hükümeti katsayı konusundaki eÅŸitsizliÄŸi ortadan kaldırmak için YÖK’e yetki verdi. AK Parti Hükümeti’nin atadığı YÖK BaÅŸkanı Yusuf Ziya Özcan da katsayı engelinin kaldırılması gerektiÄŸini düÅŸünenlerdi. Dolayısıyla laik cephe en güçlü dayanaklarından birini kaybetmiÅŸ oldu. Bu kez katsayı konusunda inatlaÅŸma sırası Danıştay’a gelmiÅŸti. Daha önceden YÖK’ün tavizsiz bir ÅŸekilde sürdürdüÄŸü katsayı direniÅŸini kaldığı yerden devam ettiren Danıştay, katsayı kararının iptaline iliÅŸkin düzenlemeyi her seferinde iptal etti. Gelinen noktada YÖK üçüncü bir yol ararken YükseköÄŸretim Kurulu ÖÄŸrenci Seçme ve YerleÅŸtirme Merkezi (ÖSYM) BaÅŸkanı Ünal YarımaÄŸan,"Bu 1,5 milyon insanı hiç etkilemez demek doÄŸru olmaz. Adayları uyarıyorum. Bunlardan etkilenmeyin. 11 Nisan'da öÄŸrenci sınava girecek. ÖÄŸrenciye sınavda kat sayı sormayacağız. Türkçe, tarih, matematik, fen bilimleri soracağız. Bu konulara odaklansın. Sınava odaklansın. Okuluna gitsin... Katsayının 0.15 ve ya 0. 18 olması öÄŸrenciyi etkilememeli.” açıklamasıyla öÄŸrencileri rahatlatmaya çalışıyor. Buna karşılık Danıştay ise çözüm üretmek yerine sınava aylar kala sınava girecek tüm öÄŸrencilere ciddi bir gerilim yaÅŸatmayı tercih ediyor.

Timetürk olarak katsayı uygulamasının hukuki ve sosyal boyutunu hukukçulara ve ülkemizin aydın kesimine sorduk…

Katsayı meselesine hukukçular cephesinden baktığımızda durumun maÄŸduru olan öÄŸrencilerin haklarını aramalarından vazgeçmemeleri ve Danıştay’a sürekli olarak dilekçeyle ÅŸikayetlerini dile getirmeleri gerektiÄŸi sonucu ortaya çıkıyor.

Adalet ve Hukuk DerneÄŸi BaÅŸkanı Av.Ayhan Gültekin: “Sorun, hak arama konusundaki ahesterevliÄŸimiz”

Danıştay 8. Dairesinin, YÖK'ün farklı katsayı uygulaması öngören kararının yürütmesinin durdurulmasına iliÅŸkin gerekçesinde, alan içi tercihlerde 0.8, alan dışı tercihlerde 0.3 katsayısının esas alınacağına iliÅŸkin düzenlemenin deÄŸiÅŸtirilerek alan içi 0.15, alan dışı 0.13 katsayı farkına dönüÅŸtürülmesine iliÅŸkin dava konusu kararın hukuken geçerli bir sebebe dayanmadığı sonucuna ulaşıldığı belirtildi. Gerekçede, ÅŸöyle denildi: 'Katsayı farkının belirlenmesinde davalı YükseköÄŸretim Kurulu BaÅŸkanlığının iddia ettiÄŸi gibi bireylerin devlete karşı korunması deÄŸil, devletin bireylere tanıdığı ve yararlandırdığı hakların tam ve gereÄŸince kullanılmasının saÄŸlanması amaçlanmalıdır. Yani bireylerin haklarının birbirlerine karşı korunması, sahip olunan hakların özüne ve ruhuna uygun kullanımının saÄŸlanmasıdır. Maddi olayda ölçülülük ilkesinin hareket noktası da öÄŸrencilerin mesleki eÄŸitim, genel lise eÄŸitimi ve genel liseler içinde alan, bölüm seçerek oluÅŸturdukları birikimin adil bir deÄŸerlendirmeye tabi tutulmasını saÄŸlamaktır. Bu ayrımların kaldırılması sonucunu doÄŸuran bir düzenlemenin eÄŸitim sisteminin örgütleniÅŸ biçimindeki bütünlüÄŸü bozacağı ve yargı kararlarına aykırı olacağı açıktır.' ÅŸeklinde görüÅŸ beyan ederek kararını herhangi bir kanun maddesine dayandırmamakta ve tamamen yorum ile keyfi bir karar vermektedir.

Meslek liseliler ve alan deÄŸiÅŸtirme teÅŸebbüsünde bulunmuÅŸ düz liseliler düÅŸünüldüÄŸünde yüz binlerce öÄŸrenci, belirsizliÄŸin kucağına itildi. Demokratik hukuk devleti iddiasını anayasanın deÄŸiÅŸmez maddelerine yazan bir ülkede yol belli: Demokratik tepki ve hukuk. Demokratik tepkinin kanallarının başında siyasî partiler geliyor. Yerel teÅŸkilatlar ve genel merkezler nezdinde kamuoyu baskısı oluÅŸturulabilir. Normal demokrasilerde sokak eylemleri demokratik tepki ÅŸekli olmakla birlikte, bizde araya karışabilecek provokatörler düÅŸünüldüÄŸünde ters sonuçlar doÄŸurabilir. Demokrat gazeteci ve yazarların desteÄŸini alabilecek adımlar atılmalı; bilgi verilerek ilgilenmeleri saÄŸlanabilir. Yüzlerce mesajla posta kutularını doldurup insanları canından bezdirmek doÄŸru deÄŸil. KaÅŸ yapayım derken göz çıkarabilir ve insanları kızdırabilirsiniz.

Gelelim hukukî yollara... Karar vesilesiyle maÄŸdur olduÄŸuna inanan kiÅŸiler veya bunların velayetini haiz olanlar müdahillik talebinde bulunabilir. Endüstri meslek lisesi öÄŸrencisi Ömer Faruk Benli'nin talebi mahkemece haklı bulunarak müdahilliÄŸi kabul edildi. Davacı İstanbul Barosu'nun talebini yerinde gören Mahkeme'nin, maÄŸdurları reddetmesi, tarafsızlığına 'telafisi imkânsız' zararlar verecektir. YükseköÄŸretim Kurulu'nun kararından doÄŸrudan veya dolaylı olarak menfaat ihlali bulunmadığı ve bu sebeple dava ehliyeti olmadığı halde baronun müracaatı kabul edildi. Sadece eski katsayı uygulamasından deÄŸil, oluÅŸan belirsizlikten dolayı maddî ve manevî maÄŸduriyet oluÅŸtuÄŸu inkâr edilemez. Danıştay'ın verdiÄŸi yürütmeyi durdurma kararı söz konusu kayıpları telafisi imkânsız ÅŸekilde büyüteceÄŸinden hareketle hem itiraz hem de müdahillik talep edilebilir. Mahkeme, hukukî menfaatin varlığına karar verirse, davalının yanında davaya iÅŸtirak edilebilir. Davaya katılanların (müdahillerin) yetkileri sınırlı olup, katıldığı kiÅŸiye yardımcı konumdadır. Uygulamada, taraflardan biri yanında davaya katılmak isteyenler, yürütmenin durdurulması taleplerinde bulunuyorlar. Bu baÅŸvurunun tabii bir sonucu olarak, yürütmenin durdurulması kararına da itiraz edebilir. Sadece son karara itiraz, temyiz, reddihâkim vs. gibi usul muamelelerinde bulunamaz. Bir de davaya katılanlar lehine veya aleyhine yargılama giderine de hükmedilemez.

Dilekçeyi gerçekten ikna edici ÅŸekilde yazmak faydalı olur. Menfaatine halel geldiÄŸine dair somut ifadeler kullanmak neticeye etki edebilir. Fakat asıl sorun, hak arama konusundaki ahesterevliÄŸimiz. Ya yol bilmediÄŸimizden ya da devlet kapısında sürünmek istemediÄŸimizden, hakkımızın peÅŸinden yeterince gitmiyoruz. ÇeÅŸitli meslek liseleri ve düz liselerden on binlerce maÄŸdur bu yolla sesini yükseltirse duyarsız kalınamaz. Danıştay'a ulaÅŸacak itiraz ve müdahillik dilekçelerinin en selametli usul olduÄŸu kanaatindeyiz. Cılız tepkiler ise davacının haklılığına olmasa bile güçlülüÄŸüne delalet ediyor. AÄŸlamayana mama verilmemesi de bir realite olarak önümüzde duruyor.

TepkisizliÄŸin en somut yansımalarından biri, 'Meslek lisesi memleket meselesi' diyen iÅŸ dünyasının sesini yükseltmemesi… DiÄŸer bazı sosyal sorumluluk projelerinde olduÄŸu üzere 'mış gibi' mi yapıyorlar acaba?

Hukukçular DerneÄŸi ve Uluslararası Hukukçular BirliÄŸi Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fatma Benli: “Hak talebini sürekli gündemde tutmak gerek”

Gerçekte Danıştay herhangi bir yasaya dayanarak YÖK’ün katsayı uygulamasını engelleme giriÅŸimlerine engel olmuyor. Zira her iki yürütme durdurma kararında da dayanak gösterilen yasa maddeleri, 1999 yılı öncesi öÄŸrenci giriÅŸ sınavlarında düz lise ve meslek lisesi öÄŸrencilerine eÅŸit puan verildiÄŸi dönemde de var olan yasa hükümleridir. YÖK yeni katsayı sistemi getirdiÄŸinde de, katsayı kaldırdığında da herhangi bir yasa deÄŸiÅŸikliÄŸi olmamıştı. Zaten bir hukuk devletinde öÄŸrencilere sırf mezun oldukları okullara göre farklı puan verilmesini gerektiren bir yasa maddesi mevcut olamaz. Bizim Milli EÄŸitim Temel Kanunumuzda Yüksek ÖÄŸretim Kanunumuzda öÄŸrenciler mezun olduÄŸu okullara göre ayırma yetkisi vermez. Gerçekte yasanın öngördüÄŸü tek konu, meslek lisesi öÄŸrencilerinin ders itibarıyla daha dezavantajlı oldukları için meslek lisesi öÄŸrencisinin kendi alanını seçtiÄŸinde ek puan verilmesidir. Daha önce Türkiye Barolar BirliÄŸinin avukatlara ilgi bir genelgenin iptali için açtığı davada bile menfaat ÅŸartının olmadığını ifade eden Danıştay'ın İstanbul barosunun katsayı konusunda dava açtığı davayı kabul etmesi ve çok açık ve net bir eÅŸitsizliÄŸi devam etmesi gerektiÄŸini, gerçekte yine adaletsiz olan ve farklı puan sistemi getiren YÖK’ün ikinci kararını bile “bu eÅŸitsizliÄŸin kendi istediÄŸi oranlarda çok fazla olması gerektiÄŸini” ifade etmesini, sadece “keyfiyet” olarak nitelendirmek çok hafif bir ifadedir. İnsan haklarının temelinde eÅŸitlik yatar siz eÄŸer “meslek lisesi öÄŸrencilerinin düz lisesi öÄŸrencileri ile eÅŸit olmadığını ve eÅŸitsizliÄŸin devam etmesi gerektiÄŸini ifade ediyorsanız, bunu ideolojik görüÅŸlerinin adalet duygunuzdan önce geldiÄŸinden baÅŸka açıklaması olamaz. Üstelik Danıştay bunu bizzat anayasaya aykırı olarak yargının idare ve yasamanın yerine geçemeyeceÄŸine iliÅŸkin en temel ilkeyi hiçe sayarak gerçekleÅŸtiriyor. Danıştay kararında bizzat kendi kararlarına dayanıp, YÖK uygulamayı deÄŸiÅŸtiremez, benim daha önce verdiÄŸim kararları dikkate almak zorundadır diyebiliyor. Konuya ideolojik bakmasınız anayasayı bu kadar açık ve net olarak ihlal etme cüretini göstermez, ben yasada olmayan anlamları çıkartır istediÄŸim gibi yorumlar yapar yürütmenin ve idarenin yerine geçerim diyemezsiniz. Danıştay'da devam eden iki dava var ve her iki dava neticesi meslek lisesi öÄŸrencilerin hayatlarını temelden etkilenecek. Alınacak kararlar meslek lisesi öÄŸrencilerinin yükseköÄŸretim hakkını layıkı ile kullanıp kullanamayacağını ortaya koyacak. Bu nedenle tüm meslek lisesi öÄŸrencilerininin davaya katılma hakkı var. Bizim hukukçular olarak tavsiyemiz meslek lisesi öÄŸrencilerinin Danıştay'a dilekçe vererek davalarına sahip çıktıklarını göstermeleri.

Ayrıca hem YÖK e hem ayırt etmeksizin tüm siyasi partilere ve sivil toplum kuruluÅŸlarına yazılı olarak müracaat ederek bu konudaki adaletsizliÄŸin ortadan kaldırılmasının istemeye devam etmeleri. Bu durum sadece kendi aramızda adaletsiz davrananları ve oluÅŸan yargısal sistemi eleÅŸtirmekle sonuçlanacak bir durum deÄŸil. Hak talebini sürekli gündemde tutmak gerek. Siz kendi hakkınız için çaba göstermeniz kimsenin çabası yeterli olmayacaktır sonuçta.

Yıllardır süregelen bu eÅŸitsizliÄŸe artık bir son verilmesi gerektiÄŸini düÅŸünen aydınlar ise uygulamanın Türkiye’ye çok ÅŸey kaybettirdiÄŸi görüÅŸünde birleÅŸiyor.

Aktivist - Yazar Yıldız RamazanoÄŸlu: “Demokrasi dışı kurumların ağır baskılarıyla yönetiliyoruz

Katsayı uygulaması kararı ülkede dini hayatı geriletmek için alınmıştı. Cumhuriyetin ilanından itibaren uygulamaya konmak istenen toplumsal proje, milletin yüz yılların içinden süzülüp gelen medeniyet ve inanç birikiminin görmezden gelinmesi üzerine kuruluydu. Yeniden bir millet yaratmaktan sözedilmiÅŸti baÅŸtan beri. Tartışılamaz Batı deÄŸerleri üzerine kurulmuÅŸtu yeni millet. Gerçekten de tartışılamadı uzun yıllar boyunca. Ağır bedeller ödendi. Fakat inançları doÄŸrultusunda bir yaÅŸam kurma talebi bir türlü sonlanmadı. Her fırsatta bu taleplere kulak veren siyasiler seçildi. Tabii iÅŸin sınıfsal boyutu da var. İmam Hatiplerin doÄŸrudan sözü kesilmiÅŸ, inisiyatif alması engellenmiÅŸ halkı temsil etmesi bir paylaÅŸma ve eÅŸitlenme korkusu yaratıyor. Elitler ve imtiyazlı sınıflar diÄŸerleriyle eÅŸit yurttaÅŸlar olmayı sindiremiyor. Mücadele bu. İHL’ye giden çocukların temel hedefi imam olmak deÄŸil dini hakkında temel bilgileri edinmek. Bu ülkede bunu saÄŸlayan baÅŸka hiçbir kurum ya da kuruluÅŸ olmaması yüzünden raÄŸbet ediliyor. Avrupa’da ve Amerika’da kiliselerin açtığı vakıf okulları en prestijli ve kaliteli okullardır. Öyle bir saygınlıkları var. Kimse papaz olmaya gitmiyor ki, temel bilimlerin yanı sıra dinini de öÄŸrenmeye gidiyor. Bizde devletin dini var, ateizmle agnostizm arasında bir din olduÄŸundan İslam mümkün olduÄŸunca etkisiz iÅŸlevsiz ve manasız bir yere çekilsin, mümkünse hayatımızdan çıkıp gitsin isteniyor. Bu mümkün deÄŸil ama. Bu güne kadar baÅŸörtüsü yüzünden hakları elinden alınan kızları konuÅŸtuk. Oysa binlerce genç adamın da hayatı karartıldı. Birçok baÅŸarılı gencin üstü katsayı sorunu icadıyla çizilmek istendi. Sonuçta Türkiye kaybediyor. Hiçbir ülke gençlerinin hayatını karartmak ve kendi geleceÄŸini imha etmek üzerine sistem kurmaz ama bizde oldu bu. Çünkü aslında demokrasi dışı jakoben kurumların ağır baskılarıyla yönetiliyoruz. Seçilmeyen ama son sözü söyleme yetkisi olan kurumlar halkın taleplerine kıymet verme ihtiyacı içinde deÄŸil. Çözüm olarak yapılması gereken gençlerin önünü sonuna kadar açmak. Yıldızlarının önüne duvar örmekten vazgeçmek. Herkesin biricik hayatını içine sineceÄŸi ÅŸekilde yaÅŸamasının en doÄŸal hakkı olduÄŸuna inanmak... EÅŸitliÄŸi, adaleti, hakkı hukuku sindirmek... Bir de dini eÄŸitim almanın yolunun açılması. İmam hatipler hakiki din adamı okullarına, daha marjinal bir meslek eÄŸitimine dönüÅŸebilir. Fakat dini eÄŸitim almanın yoları açılarak, liselere bu konuda güçlü bir ekleme yapılarak. Gerekirse İngilizce eÄŸitim yapan kolejler gibi Arapça eÄŸitim yapan ya da bu yönde organize olmuÅŸ kolejler de açılabilmeli.

Sosyolog-yazar Nazife ÅžiÅŸman: “Problem sadece İHL deÄŸil, eÄŸitim sistemi sorunlu”

Katsayı tartışması da İHL’lerin ihtiyaç duyulan imam sayısından fazla mezun vermesi gibi karşı çıkışlar da hep bu okulların din adamı yetiÅŸtirdiÄŸi ön kabulüne dayanıyor. Evet formel olarak böyle, ama aslında talebin yoÄŸunluÄŸu bir baÅŸka gerçeÄŸe iÅŸaret ediyor: Türkiye’de din eÄŸitimi ciddi bir ihtiyaç. ÇoÄŸu aile çocuÄŸunun doÄŸru dürüst bir din eÄŸimi almasının baÅŸka yolu olmadığı için gönderiyor bu okullara. Normal ÅŸartlarda ilköÄŸretim ve lise müfredatındaki bilgiler, dindar bir ailenin çocuÄŸu için yeterli görebileceÄŸi düzeyde deÄŸil. Bu bilgilerle asgari ibadetleri yerine getirmek bile mümkün deÄŸil. Ama tartışma hep “zorunlu din dersi eÄŸitimi” üzerinden yapıldığı, yani çocuklarına dini eÄŸitim vermek istemeyenler üzerinden yapıldığı için dini eÄŸitim vermek isteyenlerin hangi yolu takip edeceÄŸi konusu gündeme bile gelmiyor. Ve ÅŸöyle bir durum çıkıyor ortaya: ya mesleki olarak dini eÄŸimi seçecek kiÅŸi ve imam olacak, ya da asgari ilmihal bilgilerini bile öÄŸrenmeden orta öÄŸretimi bitirmiÅŸ olacak. Oysa din bir meslek deÄŸildir ve imam olmayanların da sahip olması gereken asgari bir ilim düzeyi söz konusudur. Ama bugün sorun ÅŸu: İHL’ler üzerinden yapılan siyasal hesaplaÅŸma, hem İHL’lerin müfredat ve eÄŸitim kalitesinin hem de genel olarak din eÄŸitimi meselesinin doÄŸru bir zeminde tartışılmasına engel oluyor. Danıştay’ın bu gençler üzerine aldığı karar keyfiden ziyade ideolojik bir karar. EÄŸitimde eÅŸitlik gibi bir gerekçe öne sürmeleri, meseleyi çok geliÅŸi güzel temellendirdiklerini gösteriyor. Ama bu gerekçe hiç inandırıcı deÄŸil. Bir gencin on altı yaşında yaptığı, ya da ailesinin yaptığı bir tercihin bütün hayatının önünde bir set oluÅŸturması nasıl bir eÅŸitlik anlayışı? Zaten lise müfredatı geçerli sınavlarda. Buna raÄŸmen bu sınavda baÅŸarılı olan bir meslek liseli öÄŸrencinin cezalandırılması, eÄŸitimde fırsat eÅŸitliÄŸine aykırı. Böyle olunca kimse meslek lisesine gitmek istemiyor. İstihdamın ihtiyacı olan kalifiye eleman yetiÅŸmiyor. Bol miktarda lise mezunu vasıfsız iÅŸsiz çıkıyor bu sistemden. EÄŸitimin gündelik siyasal hesaplaÅŸmaların malzemesi olması, sadece bugünümüzü deÄŸil geleceÄŸimizi de ipotek altına alıyor. Avrupa’nın en genç nüfusa sahip olan ülkesi olmakla övünüyoruz. Ama kör dövüÅŸünde onları kaybediyoruz. Sanki her ÅŸey, nitelikli, düÅŸünen, ÅŸahsiyetli gençler yetiÅŸtirmemek için yapılıyor gibi. Almanya’da mesela bizdeki meslek liselerine benzer okullar var. Burada okuyanlar zaten üniversiteye devam etmiyor. DoÄŸru dürüst bir mesleÄŸe sahip oluyor. Ama sistem tutarlı... Sonradan çok azmederse bir kapı aralanıyor. Bizdeki sistem herkesi üniversiteye zorluyor. Çünkü üniversiteye gidenler bile iÅŸsiz olduÄŸu için, meslek lisesini tercih etmiyor kimse. Halbuki herkesin üniversite okuması gerekmiyor, zaten nitelikli bir üniversite eÄŸitimi için bu ÅŸart. Eh üniversiteler ne kadar üniversite gibi o da tartışılır. Yani problem sadece İHL ve katsayı deÄŸil, daha büyük ve derin bir eÄŸitim sistemi problemimiz var.

Taraf Gazetesi KöÅŸe Yazarı Hilal Kaplan: “Bu bir sömürgeleÅŸtirme projesidir”

Cumhuriyet elitlerinin projesini aslında bir nevi kolonizasyon (sömürgeleÅŸtirilme) projesi olarak okuyorum. Ülke yönetiminde söz sahibi olmayı, ekonomik ve kültürel olarak üst sınıflarda yer almayı sadece kendi hakkı sayan ve cumhuriyet elitleri dediÄŸimiz bir kısım insanlar var. Bir de adına “halk” dediÄŸimiz ve güya her ÅŸeyi “halk adına” yaptıklarını söyleyerek her daim kendi keyfi tasarruflarına maruz bıraktıkları toplumun büyük kesimi var. Bu büyük kesimin çoÄŸunluÄŸunu da Müslümanlar oluÅŸturduÄŸundan, Müslüman hayat tarzına sahip çıkan insanları da cumhuriyet elitleri kendi tekelci iktidar anlayışlarına en büyük tehdit olarak gördüler. Darbeler tarihimiz de mevzubahis statükocu yönetim tarzını muhafaza etmek için yapılan keyfi ve gayri-hukuki uygulamalarla dolu. Katsayı uygulaması da bu kolonyalist anlayışın tezahürlerinden biri olarak önümüzde duruyor. Özellikle İHL mezunlarının bürokratik ve kültürel alanda söz sahibi olmalarının, ekonomik anlamda üst sınıfa oynamalarının önünde engel teÅŸkil etmesi için uygulamaya konulan keyfi uygulamalardan biri. Danıştay’ın son kararının keyfiliÄŸi daha önce YÖK’ün idari anlamda alacağı kararlarda özerk olduÄŸuna dair verdiÄŸi içtihatla ÅŸu anda çeliÅŸmesinden dolayı aÅŸikar. YÖK madem 10 yıl kadar önce idari kararlarda özerkliÄŸi tasdik edilmiÅŸ bir kurum, bu süre zarfında ne deÄŸiÅŸti de birden Danıştay’a tabi olmak zorunda olan bir kurum oluverdi? Ben söyleyeyim: Kolonize edilenler idarede söz sahibi olmak istedi ve bu bizim kolonyalist cumhuriyet elitlerimiz için kabul edilemez bir durum arz ediyor. İstanbul Baro BaÅŸkanı’nın geçen yıl yaptığı açıklamada açıkça beyan ettiÄŸi gibi “eÅŸitlik ancak eÅŸitler arasında olur” anlayışı hukuka galip geldi. Kendilerini halkın geri kalanıyla eÅŸit görmedikleri için, kerameti kendinden menkul üstünlükleri sona ereceÄŸinden dolayı oldukça endiÅŸeliler ve bu noktada da keyfi veya gayri hukuki olması bir yana bariz adaletsiz olan kararlar almakta bir beis görmüyorlar. Katsayı uygulaması pek çok gencimiz mevcut potansiyellerini gerçekleÅŸtirmelerinin önünde bir engel teÅŸkil ediyor. Bu da gençleri hem psikolojik hem de hayat standardı baÄŸlamında pek çok noktada zarara uÄŸratıyor. Bireysel sıkıntıların yanı sıra potansiyelleri yok yere harcanmış pek çok gençten müteÅŸekkil bir nüfus var ve bu ülke geleceÄŸi adına da büyük bir kayıp.

Gazeteci- Yazar Semanur Yaman: “Dünya, Türkiye’den ibaret deÄŸil”

ÇocuÄŸunun imam olmasını isteyerek bu okulları tercih eden aile sayısı yüzde biri geçmez. Birkaç gün önce konuÅŸtuÄŸum ve Türkiye derecesine sahip katsayı maÄŸduru genç ÅŸöyle dedi, “Benim annem doktor, babam eczacı. Beni imam olmam için göndermediler bu okula, dinimi öÄŸrenmem için gönderdiler”… Durumu bu cümle özetliyor sanırım. İmam Hatip’ler bugün dini eÄŸitim anlamında alternatifi olmayan okullardır. Bu okulları tercih edilir kılan da, ailelerin dini eÄŸitim kaygısı… Katsayı; gençlerin hayatlarını çalıyor, bizim geleceÄŸimizi çalıyor, ümitlerimizi, heyecanlarımızı çalıyor, ülkenin geleceÄŸini çalıyor gözlerimizin önünde… Parlak zekâları, üstün yetenekleri, daha kendilerini ispatlayacakları aÅŸamaya gelmeden engelliyoruz. “Dur, geçemezsin bu sınırdan” diyoruz, kurduÄŸumuz kast sistemiyle… Bir yandan da adaletsizliÄŸin “doÄŸru” olduÄŸunu öÄŸretiyoruz gençlere. Kendisinden çok daha fazla puan alan arkadaşının yerine hukuk fakültesine yerleÅŸtirilen gencin, ileride adil bir hâkim olmasını bekliyoruz mesela… Ya da arkadaşının hakkını gasp etmek zorunda bırakılarak öÄŸretmen olan gençlerin, öÄŸrencilerine insani erdemleri anlatabileceÄŸini düÅŸünüyoruz. Yarışa 100 metre ileriden baÅŸlatılanların, gerçek bir baÅŸarıya imza attıkları yanılgısına yol açıyor bu haksız uygulama. Genel bakışla durum böyle ama engellenen gençler açısından tersi bir durum da söz konusu. Özellikle çok baÅŸarılı, çok zeki meslek liseliler, kendi ülkelerinde engellenseler bile baÅŸka ülkelerde hak ettikleri yere kolaylıkla gelebiliyor. En kaliteli üniversiteler onlara “sen meslek liselisin” demeden kollarını açıyor, birçoÄŸuna burs veriyor. Viyana’da İmam Hatip mezunu kızlar gördüm, iki dil bilerek dönüyorlar ülkelerine. Ufukları geniÅŸlemiÅŸ, ellerinde tüm dünyanın tanıdığı diplomalar var. İngiltere’de, İsviçre’de, hatta Malezya’da çoÄŸu İmam Hatipli yüzlerle meslek liseli eÄŸitimine devam ediyor. Dünya, Türkiye’den ibaret deÄŸil, birileri bunun farkında olmasa da…

275
Yorum Ekleyiniz...
Adınız Soyadınız :
E-posta Adresiniz :
Başlık :
Yorum :
Güvenlik Kodu :

* Resimdeki kodu yazınız