Gazetemiz - Gazeteler - Gazete ManÅŸetleri -
Haber Arama
Kategor :
'Simon' Ravza-i Mutahhara'da
Simon şirketinin araçlarının Kabe'de ne işi var? Umre için Mekke'ye gidenler Kabe'de gördükleri 'Simon' markalı araçlar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Yazarımız Abdurrahman Emiroğulları bu konudaki duygularını kaleme aldı...
2011-04-29 11:02:14

Geçen hafta Umre seyahatinden döndük...

Umre ibadeti, mümini yeni baÅŸtan dirilten, onu tepeden tırnaÄŸa Allah’ın (c.c.) boyası ile boyayan ve Rasûlüllah (s.) aÅŸkı ile dolduran, bedeni, fiili, fikri, kalbi, hissi, lisani yönleri ile Müslümanlara muhteÅŸem bir duygu yoÄŸunluÄŸu yaÅŸatan coÅŸku dolu bir ibadet…

İslam’ın doÄŸduÄŸu, vahyin gökten yaÄŸmur yaÄŸar gibi indiÄŸi, Allah Rasûlü’nün (s.), kutlu ashabı (r.anhüm) ile birlikte zorlu Tevhid mücadelesini sergilediÄŸi mübarek diyarları dünya gözü ile görmenin ayrı bir güzelliÄŸi ve özelliÄŸi var…

Kefene girer gibi büründüÄŸünüz ihramlarınızın içinde “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” diyerek adeta bir mahÅŸer provası yapmak, ölmeden önce ölümü tatmak, hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekmek, insanı ötelere taşıyan muhteÅŸem bir duygu…

 “Allah’ın evi” olan Kabe’yi bütün heybeti ile karşınızda görünce ayaklarınız sanki yerden kesiliyor; göz pınarlarınız harekete geçiyor. Hacerü’l-Esved’i, Makam-ı İbrahim’i doyasıya seyrederek, bazen dokunmak, pervaneler gibi tavaf yapmak; “Allah’ın ÅŸiarları” olan Safa ile Merve arasında Hacer annemiz gibi bir yukarı bir aÅŸağı gidip gelerek sa’y etmek, mümini bir baÅŸka boyuta taşıyor. Umre seyahati, aynı zamanda Saadet Asrı’na manevi bir yolculuk yapmanıza da vesile oluyor…

Mekke-i Mükerreme’de Rasûlüllah (s.) ile birlikte Nûr dağına tırmanıyor, Hira’da baÅŸlayan vahiy sürecine yeniden muttali oluyor; Kur’ân’ı yeni bir heyecanla okuyup anlama ve yaÅŸama kararlılığı ile doluyorsunuz. Hicret’e, o “iki kutlu yolcu” ile birlikte çıkıyor, Sevr’e varıyor; “Korkma! Allah bizimle beraberdir” sözlerini iÅŸitir gibi oluyorsunuz. İnsanoÄŸlunun yeryüzü macerasının baÅŸladığı Arafat’ta “irfan”ınızı tazeliyor, hac mevsiminde yapılan  “vakfe”yi hatırlayarak bir süre “tevakkuf” ediyor ve kulluk bilincine “vakıf” oluyorsunuz. Cebel-i Rahme’den yüz yirmi dört  bin mümine hitab eden Allah Rasûlü’nün (s.) mübarek ağızlarından Veda Hutbesi’ni dinler gibi oluyorsunuz…



Medine-i Münevvere’de gözleriniz önce Mescid-i Nebevi’nin minarelerini arıyor ve sonra YeÅŸil Kubbe’ye mıhlanıp kalıyor… Kubbenin altında yatan kutlu Peygamberinize duyduÄŸunuz özlem, aÅŸk ve ÅŸevk, Ravza-i Mutahhara’ya yaklaÅŸtıkça ziyadeleÅŸiyor, zirveye ulaşıyor. Göz pınarlarınız bir kez daha harekete geçiyor. Minber’le Ravza arasındaki “Cennet Bahçesi”ne ulaÅŸmak için fırsat kolluyorsunuz…

Medine gezileri ile İslam tarihi yeniden canlanıyor zihin dünyanızda…

Uhud meydanında “ÅŸehidlerin efendisi” Hz. Hamza’nın (r.a) haykırışlarını iÅŸitiyor ve onunla birlikte yetmiÅŸ ÅŸehidin acısını yüreÄŸinizde hissederek göz yaÅŸlarınıza engel olamıyorsunuz. Rasûlüllah’ın (s.) kırılan mübarek diÅŸi, delinen zırhı geliyor aklınıza… Ve okçular tepesi… Ganimet arzusuyla yerlerini terk edenler… Ve İslam ordusunun zor anları… Åžehidler... Åžehidler… Ve modern dünyanın cazip ganimetlerini elde etmek uÄŸruna savunma mevzilerini terk eden günümüz Müslümanları…

Sonra Hendek savaşının cereyan ettiÄŸi Sel dağının etekleri… BeÅŸ bin metre uzunluÄŸundaki hendeÄŸi , on beÅŸ günde, açlıktan karınlarına taÅŸ baÄŸlayarak kazan Allah Rasûlü ve ashabının muhteÅŸem direniÅŸ örnekliÄŸini hatırlıyorsunuz… Rabbimizin Hendek Savaşı baÄŸlamında Müslümanlara takdim buyurduÄŸu “Usve-i Hasene”yi (En Güzel ÖrnekliÄŸi) bugüne nasıl taşıyacağınızı düÅŸününce kolunuzu-kanadınızı yokluyorsunuz. Bugün madden ve manen çepeçevre kuÅŸatılmış olan Ümmet-i Muhammed’in, modern dünyanın saldırıları karşısında nasıl bir “savunma hendeÄŸi” kazması gerektiÄŸini  tedebbür ederek, üzerinize düÅŸen görevleri ve eli-kolu baÄŸlı oturmanın bedelini  düÅŸünüyor, düÅŸünüyorsunuz…

Gece-gündüz Rasûlüllah’ın Medine hayatını bir film ÅŸeridi gibi hayalinizde canlandırıyor… Mescid-i Nebi’ye her gidiÅŸinizde, bu kutlu mekanın ilk halini düÅŸünerek, “Namaz merkezli” İslam Medeniyeti’nin iÅŸte ÅŸuracıktan insanlığın âfâkını aydınlattığını hatırlıyorsunuz… İçinizi bambaÅŸka duygular kaplıyor. Allah Rasûlü ve ashabının kıt-kanaat imkanlarla muhteÅŸem bir deÄŸiÅŸimi nasıl gerçekleÅŸtirdiklerini hatırlayınca, ÅŸimdilerde sahip olduÄŸumuz nice imkâna raÄŸmen pasif, edilgen ve atıl kalışımıza hayıflanıyor, Ümmet-i Muhammed olarak yaÅŸamakta olduÄŸumuz zilletin sebeplerini tefekkür etmeye koyuluyorsunuz…

Vakit namazlarını mümkün olduÄŸu kadar ön saflarda, “yeÅŸil halı”nın yakınlarında, gerilerinde eda etmek için yarışıyorsunuz…
O da ne!.. Ravza-i Mutahhara ile Minber arasındaki yeÅŸil halıların biraz gerilerinde, üstü bir ÅŸemsiye gibi açılıp-kapanan çadırlarla kaplı alanda bir tadilat çalışması var ve o alanın etrafı çepeçevre kapatılmış. Ortasında da büyük bir kaldıraç ve dört bir yanında kocaman harflerle bir yazı: “SIMON”! Belli ki, bu aleti üreten firmanın ismi bu. Ve besbelli ki, firma bir Yahudi firması…



Bu aymazlığı bir türlü aklım almıyor… Åžaşırıyorum… Hayıflanıyorum… Daralıyorum… İçim burkuluyor…

Yahu kardeÅŸim, hadi bu âletin benzerlerini ümmet olarak üretemediÄŸimizi varsayalım; peki, baÅŸka bir marka da mı bulamadınız?! Hadi diyelim ki yok. SIMON yazısının üzerini kapatmak da mı aklınıza gelmedi? Malum “SIMON”, neredeyse Yahudi ile ve Siyonist ile eÅŸanlamlı hale gelmiÅŸ bir kelime! Medine Yahudilerinin Peygamberimize defalarca ihanetleri de mi aklınıza gelmedi?
Bu hangi edebe sığar?

Medine’ye yaklaÅŸtığında heyecandan uyuyamayan ve PaÅŸa’nın ayaklarını Ravza-i Mutahhara’ya doÄŸru uzatarak yattığını görünce de dayanamayıp ÅŸu dizeleri yazan Urfalı ÅŸair Nâbî geliyor aklıma:

“Sakın terk-i edebden, kûy-i Mahbûb-i Hudâ'dır bu;
Nazargâh-ı ilâhîdir, makam-ı Mustafâ'dır bu!..”

Edebi terk etmekten sakınma hassasiyetini göstermeyenler…
Hira’ya kadar Nûr dağının mezbele olmasına seyirci kalanlar…
Beytullah’ın üzerine abanırcasına saray ve otel yükseltenler…

Bilin ki, bu çeliÅŸkiyi, bu aymazlığı, bu duyarsızlığı daha fazla sürdüremezsiniz!..
İslam dünyasını saran kıyam ateÅŸinden de mu ders ve ibret almıyor musunuz?!..

164
Yorum Ekleyiniz...
Adınız Soyadınız :
E-posta Adresiniz :
Başlık :
Yorum :
Güvenlik Kodu :

* Resimdeki kodu yazınız