|
|
Albright: 'Amerika hantal bir dev'
Ortadoğu'nun aynasında çarpıcı bir ABD çözümlemesi: 'Madeleine Albright, ABD'yi 'kaçınılmaz ulus' (indispensable nation) olarak adlandırmıştı. Dünya sahnesinde o hala bir dev. Fakat o nereye ve oraya nasıl gideceğini bilmeyen hantal bir dev.' 2011-04-23 12:35:44
Son 50 yılda ABD'nin OrtadoÄŸu politikası üç ülke ile çok yakın
ilişkilerine dayalı oldu: İsrail, Suudi Arabistan, Pakistan. 2011'de
tüm üçü ile acayip ve çok temel biçimde farklı yollarda. Güncel
bölgesel politikaları ile ilgili Büyük Britanya, Fransa, Almanya,
Rusya, Çin ve Brezilya ile anlaÅŸmazlık yaÅŸadığı da kamuoyunun
bilgisinde. Öyle görünüyor ki, neredeyse hiçkimse ABD ile anlaÅŸamıyor
ya da onun liderliÄŸini kabul etmiyor. Durumun kontrol dışına çıktığını
gören baÅŸkanın, dışiÅŸleri bakanlığının, Pentagon'un ve CIA'nın hayal
kırıklığı işitilebiliyor. ABD'nin neden İsrail ile bu kadar inanılması zor yakın bir ittifak
içine girdiÄŸi çok tartışma götüren bir mesele. Fakat uzun yıllardır
ilişkinin daha ve daha fazla İsrail'in şartlarını esas alacak şekilde
daha fazla sıkı hale geldiÄŸi açık. İsrail mali ve askeri yardımlara
güvendi ve asla BirleÅŸmiÅŸ Milletler Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin
vetosunu yemedi. Şimdi olan şey şu, hem İsrailli politikacılar hem de
ABD'nin destek zemini muntazam bir ÅŸekilde saÄŸa kaymış görünüyor.
İsrail iki ÅŸeyde ısrar ediyor: Filistin ile ciddi görüÅŸmelerin tamamen
ertelenmesi ve birilerinin İranlıları bombalayacağı umudu. Obama başka
bir yönde, en azından ABD'nin iç politikaları ona izin verdiÄŸi ölçüde
ilerlerdi. Tansiyon yüksek ve Netenyahu dua ediyor -tabi dua ediyorsa-
Cumhuriyetçiler'in 2012 baÅŸkanlık zaferi için. Yine de kriz bundan önce
de, BM Genel Kurulu, Filistin'i üye bir devlet olarak tanımayı oylarken
patlak verebilir. ABD buna karşı savaşta kendisini kaybeden
pozisyonunda bulacaktır. Suudi Arabistan Washington ile Kral Abdul Aziz 1943'te Devlet Başkanı
Franklin Roosevelt ile bir araya geldiğinden beri rahat ve sıcak
iliÅŸkiler içinde. Dünya çapında petrol politikalarını aralarında
kontrol edebiliyorlardı. Askeri meselelerde işbirlikleri yaptılar ve
ABD diÄŸer Arap rejimlerini kontrol altında tutmada Suudilere güvendi.
Fakat bugün Suudi rejimi, ikinci Arap isyanınca üst düzeyde
korkutulmuÅŸluk hissi içinde. Ve Mübarek'in ordusu tarafından tahtından
edilmesine ABD'nin gönüllü onayı ve aynı ÅŸekilde Bahreyn'e Suudi
müdahalesi ile ilgili eleÅŸtirilerine -yumuÅŸak huylu olsa da- son derece
üzgün. İki ülkenin öncelikleri ÅŸimdi oldukça farklı. SoÄŸuk SavaÅŸ döneminde, ABD Hindistan'ı Sovyetler BirliÄŸi'ne gereÄŸinden
fazla yakın bulurken, Pakistan rejimi ne olursa olsun ABD'nin (ve
Çin'in) tam desteÄŸine sahipti. Afganistan'da mücahitlere yardım etmek
ve Sovyet birliklerini geri çekilmesini zorlamak için birlikte
çalıştılar. Muhtemelen El Kaide'nin geliÅŸimini haÅŸinleÅŸtirmek için de
birlikte çalıştılar. İki ÅŸey deÄŸiÅŸmiÅŸ durumda. SoÄŸuk SavaÅŸ sonrası
dönemde ABD Pakistan'da düÅŸkırıklığı yaratacak ÅŸekilde Hindistan ile
daha sıcak ilişkiler geliştirmeye başladı. Ve ABD ile Pakistan,
Afganistan'da ve Pakistan'da El Kaide'nin ve Taliban'ın, her ikisinin
her zamankinden daha fazla büyüyen gücü ile nasıl baÅŸa çıkılacağı
konusunda kuvvetli bir anlaÅŸmazlık içinde. Sovyetler BirliÄŸi'nin çöküÅŸünden sonra ABD dış politikasının öncelikli
amaçlarından biri Batı Avrupa ülkelerini özerk politikalar
geliÅŸtirmekten uzak tutmak oldu. Fakat bugün üç temel ülkenin -Büyük
Britanya, Fransa ve Almanya- hepsi bunu yapıyor. Ne George W. Bush'un
katı çizgisi ne de Barack Obama'nın daha yumuÅŸak diplomasisi bunu
yavaÅŸlatabilmiÅŸ deÄŸil. Fransa ve Büyük Britanya'nın Kaddafi'ye karşı
savaşta ABD'den daha aktif liderlik istemesi ve Almanya'nın neredeyse
tam tersini söylemesi gerçeÄŸi, her üçünün bunları çok sesli ve güçlü
bir ÅŸekilde söylemesi gerçeÄŸinden daha önemsiz. Rusya, Çin ve Brezilya ABD ile iliÅŸkileri temelinde kartlarını dikkatli
bir ÅŸekilde oynuyorlar. Üçü de ABD'nin bugünlerde neredeyse her
konudaki tutumuna muhalefet ediyor. Yolları tamamen ayıramıyorlar
(Güvenlik Konseyi'nde veto etmek gibi) çünkü ABD hala kullanabileceÄŸi
pençelere sahip. Fakat açık bir ÅŸekilde iÅŸbirliÄŸi içinde de deÄŸiller.
Obama'nın son Brezilya gezisi fiyaskosu -Obama Devlet Başkanı Dilma
Rousseff ile yeni bir yaklaşım elde edebileceÄŸini düÅŸünmüÅŸtüm, ama
yapamadı- ABD'nin ÅŸu an ne kadar az alkış aldığını gösteriyor. Sonuç olarak, ABD iç politikası deÄŸiÅŸmiÅŸ bulunuyor. Çift taraflı dış
politikası tarihte ve hafızalarda kaldı. Şimdi ABD Libya'da olduğu gibi
savaÅŸa girdiÄŸinde kamuoyunu anketleri nüfusun yalnızca 50'si kadarının
buna destek verdiÄŸini gösteriyor. Ve her iki partiden politikacılar
Obama'yı hem çok ÅŸahin hem de güvercin olmakla eleÅŸtiriyor. Her türlü
tersine dönüÅŸte tümü ona aniden saldırmak için hazır bekliyor. Bunun
yol açabileceÄŸi ÅŸey, onu ABD'nin her yerde her ÅŸeye karışmasına
zorlaması ve bu yolla bir zamanların tüm müttefiklerinin negatif
tepkilerini kötüleÅŸtirmesi olabilir. Madeleine Albright, herkesçe bilindiÄŸi üzre ABD'yi "elzem ulus"
(indispensable nation) olarak adlandırmıştı. Dünya sahnesinde o hala
bir dev. Fakat o nereye ve oraya nasıl gideceğini bilmeyen hantal bir
dev. ABD'nin düÅŸüÅŸünün ölçüsü, bir zamanın en yakın müttefiklerinin hem
isteklerine karşı gelme hem de bunu bu kadar açıkça söylemeye hazır
olmaları. ABD'nin düÅŸüÅŸünün ölçüsü, ne yapmakta olduÄŸunu açıkça
söylemeye kendisini yeterli görmemesi ve her ÅŸeyin gerçekten kontrol
altında olduğunda ısrar etmesi. ABD, Pakistan'da bir CIA ajanının
serbest bırakılmasını ayarlamak için çok büyük bir meblaÄŸ ödedi
gerçekten. Tüm bunların sonuçları? Daha fazla küresel anarÅŸi. Bundan kim yarar saÄŸlayacak? Åžu an bu ucu çok açık bir soru.
145 |