Gazetemiz - Gazeteler - Gazete ManÅŸetleri -
Haber Arama
Kategor :
Malik Bedri: İslamcılar Tasavvufa Yönelmeli
İslam dünyasının tanınmış düşünürlerinden Prof. Dr. Malik Bedri, dini cemaatlerin tasavvufla barışması gerektiğini söyledi. Bedri, "Hasan el-Benna ve Mevdudi birer şeyh idi" dedi.
2010-03-22 11:37:08

Prof. Dr. Malik Bedri, davet tarihinde cemaat baÅŸkanlığına birçok kez aday gösterilmesiyle Sudan’daki İhvan-ı Müslimin Cemaatinin en parlak simalarından biri olarak görülüyor. Soyu sudanlı asil bir aileye dayanıyor. Babası Babekir Bedri 1907 yılında kızlar için inÅŸa edilen ilk modern okulun kurucusudur. Bu durum Bedri ailesinin 1956 yılındaki bağımsızlıktan önce Britanya Sömürge Cemiyeti ile iletiÅŸim kurmaya sevk etmiÅŸtir. Bu ailenin batılı kuruluÅŸlarla olan fikri ve kültürel iliÅŸkileri Malik Bedri’nin bu baÄŸlantılardan yüz çevirip İhvan-ı Müslimin ekolunun yeni İslam anlayışını benimsedikten sonra erken yaşında bu yeni İslami harekete katılmasıyla son buldu.

Malik Bedri 20. yüzyılın ortalarında Beyrut’taki Amerikan Üniversitesinde Psikoloji eÄŸitimi aldı. Uzmanlığını İngiltere’de bulunan Ulster üniversitesinde tamamladı. Sudan’daki ve Arap ülkelerindeki üniversitelerde birçok psikoloji dalı açtı. Pakistan’da psikoloji okuttu. Åžimdi ise Malezya’da bulunan Uluslararası İslam Üniversitesinde psikoloji alanında hocalık yapmaktadır.

Beyrut’ta bulunduÄŸu dönem onun için bir dönüm noktası olmuÅŸtur. Zira Amerikan Üniversitesinde adı ‘Ali Åžebike’ olan Sudanlı bir öÄŸrenci vasıtasıyla İhvan-ı Müslimin cemaati ile tanıştı. Bu topluluk bir yönüyle ülkesindeki İslami çalışmanın sorumluluÄŸunu üstlenmiÅŸti. Ürdün’de EÄŸitim ve Vakıflar Bakanlığında bulunmuÅŸ aynı zamanda Ürdün Üniversitesinde rektörlük yapmış olan meÅŸhur davetçi Doktor İshak Ferhan da bu topluluktandı.

Ve böylece Bedri yüksek kültürü ve saÄŸlam maneviyatıyla Sudan İhvan-ı Müslimin Cemaatinde eÄŸitimde üstün baÅŸlıbaşına bir okul olmuÅŸtur. Ne Cafer Numeyri’nin baÅŸkanlık yaptığı dönemde tutuklanması ne de Hasan Turabi ile olan ihtilafı onu bundan alıkoymamıştır.

1969 yılının gelmesiyle beraber Hasan Turabi’nin cemaat üzerindeki fikri ve fiili yöndeki yoÄŸun baskısı Bedri’yi cemaatteki görevinden istifa etmeye ve bununla da kalmayıp cemaatten ayrılmaya sevketmiÅŸtir. Bedri diÄŸerleri ile birlikte İhvan’a baÄŸlı küçük bir hareket kurdu ve Doktor Habr Yusuf Nur Daimi'yi de hareketin baÅŸkanlığına aday gösterdi.

Bu hareketin kurulmasından onlarca yıl sonra. Bedri bir kez daha tasavvufa döndü. Ve tasavvufa dönüÅŸ Sudan’da dindarlığın en belirgin özelliÄŸidir. Bedri de tasavvufun bir ÅŸeklini temsil ediyor. Ona koÅŸuyorlar ve müracaat ediyorlar. Sudanlı laikler ölmeden önce tevbelerinde ona müracaat ediyor.

Hasan el-Benna ve Tasavvuf

BilindiÄŸi gibi siz Sudan İhvan’ı Müslimin Cemaatinin kurucu baÅŸkanlarından birisiniz ve tasavvufa dönüÅŸ yaptığınızı duyduk. Bu doÄŸru mudur? Bu dönüÅŸün sebepleri nelerdir?

Evet, duyduÄŸunuz doÄŸru fakat bu büyük bir dönüÅŸ deÄŸil. Zira 50’li yıllardan beri genel eÄŸilimim bu yöndeydi. Ve inanıyorum ki bu aynı zamanda Hasan el-Benna’nın da yöneliÅŸidir. Sudan’da biz İhvan-ı Müsliminiz diyenler üstad Hasan el-Benna’nın izlediÄŸi metodu takip etmiyor. El-Benna hakkın rahmetine kavuÅŸana dek Åžazeli Tarikatıyla baÄŸlantısını koparmamıştır. EÄŸer el-Benna’nın Me’surat (sabah ve akÅŸam zikirleri) kitabını okur ve Åžazeli Tarikatının zikirleriyle karşılaÅŸtırırsanız tesadüf eseri olamayacak kadar benzerlik bulursunuz. Ve kardeÅŸ Cemal Ammar –Mısır’da Abdünnasır’ın İhvana zulmettiÄŸi günlerde Sudan’a sığındı ve imam Hasan el-Benna’nın yakın arkadaÅŸlarındandı- el-Benna’nın vefatına kadar ÅŸazeliye zikirlerini bırakmadığını teyid etti. Hakkında bildiÄŸim bazı rivayetler de onun bir tasavvuf ÅŸeyhi olduÄŸunu destekler nitelikte.

Hasan el-Benna’nın tasavvufu ne tür bir tasavvuftu?

İbadet ve ona sıkıca sarılmayı içeriyordu. Marifetullaha ulaÅŸmayı hedefleyen hakiki tasavvuf üslubuyla nefis tezkiyesini kapsıyordu. Bu amacın dışındaki herhangi bir çaba ise boÅŸ yere bir çaba olarak sayılıyordu.

İhvan-ı Müsliminin bu gidiÅŸattan saptığını mı düÅŸünüyorsunuz?

Evet, bazı ülkelerde İhvan bu metoddan saptı. Sudan’daki İhvan da bu cemaatin asil eÄŸitimsel çizgisinden sapmış durumda ve siyasete yönelmiÅŸ durumda...

Ben zaten başından beri İslami harekette bulunan siyasi cepheye katılmayı hiç istemiyordum. Numeyri hükümetinde baÅŸbakan olan ve sözü geçen Ali ReÅŸad Tahir Bekir bana bakanlık teklif etti ve ben bunu reddettim. Siyasete meyilim yoktu. Bendeki eÄŸilim tasavvuf yönündeydi. Ve bu eÄŸilim ta Akademik hayatımda baÅŸladı ve Psikolojide Parapsikoloji dalında uzmanlaÅŸtım.

İnsan 30 yaşına geldiÄŸinde dünyayı deÄŸiÅŸtirmek ister. 40 yaşına geldiÄŸinde ülkesini deÄŸiÅŸtirmekle ikna olur. 50 yaşına geldiÄŸinde ailesini deÄŸiÅŸtirmeye razı olur. 60 yaşına geldiÄŸinde ise kendini deÄŸiÅŸtirmeye ihtiyaç duyar. Ben ise çoktan bu yaşı aÅŸtım.

Mevdudi ve Turabi

Hasan el-Benna’nın metoduyla İhvan-ı Müslimin cemaatinin deÄŸiÅŸim isteÄŸi nasıl baÄŸdaÅŸtırılabilir?

Evet, cemaatin bir terbiye olgusu vardı. Fakat bu olgu hakiki anlamda uygulanabiliyor muydu?! Üstad Mevdudi’ye ve onun cemaatine üyeleri kabul üslubuna hayranım; Üyelik talebinde bulunan kiÅŸinin ailesel ve mesleki iliÅŸkilerini ayrıntılarıyla araÅŸtırıyorlar iÅŸyerindeki patronlarının ve arkadaÅŸlarının görüÅŸlerini öÄŸreniyorlar aynı zamanda paraya tamah edip etmediÄŸini de teyid ediyorlar. Bu üslup tabi olarak tasavvufi bir hareket doÄŸurur. Buna karşın Hasan Turabi’nin üslubu farklıydı. Malik Bedri’yi filanca kiÅŸiyi ve falanı eÄŸitime verdikleri önemden ve kadınları tesettüre davetten dolayı vakti ziyan ettiklerini düÅŸünüyor bu kadar çaba sarf etmektense bu gibi meselelerin bir devlet kararıyla halledilebileceÄŸini söylüyordu. Ve kararın içeriÄŸi ÅŸöyleydi(Sudanlı kadınlar ÅŸu ÅŸu özellikteki giysileri giymeliler).

Ama ÅŸunda Turabi terbiyesini ihmal ettiÄŸi talebeleri yüzünden ve hatta kendi terbiyesini bile ihmal ettiÄŸinden dolayı acı çekiyor.

Turabi terbiye eksikliÄŸinden kaynaklanan sorunlardan birinci derecede sorumlu mudur?

Elbette, büyük ölçüde. O ve beraberinde olanlar, çok ÅŸiddetli bir tartışmanın yaÅŸandığı kongrelerden birinde Turabi’nin ÅŸöyle dediÄŸini hatırlıyorum; Biz bu harekete katılanlardan ÅŸu iki ÅŸeyi istiyoruz; Harekete sonsuz güven ve aylık aidatların ödenmesi. Kesinlikle denilebilir ki İşte bu düÅŸünce cemaati misak partisinden İslami partiye ve diÄŸer birçok düÅŸünceye kaymasının sebebidir. Aynı zamanda İslami fikir ve terbiyeye baÄŸlılığı azaltma operasyonu bu düÅŸüncenin eÅŸliÄŸinde gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir.

EÄŸer cemaat tasavvufi bir cemaate dönüÅŸtü ise halihazırda dünyada yaÅŸanan durumu deÄŸiÅŸtirmesi nasıl mümkün olur?

Bakınız… Durumu deÄŸiÅŸtirmek, siz bununla yükümlü deÄŸilsiniz. Müslüman, durumu deÄŸiÅŸtirmek için tutum ve düÅŸüncelerinde her ÅŸeyi tamamıyla deÄŸiÅŸtiren bir Makyawelli deÄŸildir. Mesele baÅŸkadır; Allah bizden çaba sarfetmemizi ve hayır üzere olduÄŸumuzu O’ na göstermemizi istemektedir. Nitekim Hz. peygamber (sav)’e “Nefsinden baÅŸkasıyla sorumlu deÄŸilsin” diye buyurmaktadır.

Åžu an İslami harekete baÄŸlı olanlar kendilerinin İslam’dan sorumlu olduÄŸuna ve İslami hareketin dışında kalanların onlardan daha az Müslüman olduÄŸuna inanıyorlar. Ve onların bu fikri, bu hareketi putlaÅŸtırmaya kadar götürüyor.

Mevdudi’nin eÄŸitim tarzı baÅŸarılı olmuÅŸ mudur?

Evet, baÅŸarılı olmuÅŸtur. Pakistan’da var olan bazı fiil ve gelenekler Mevdudi sayesinde deÄŸiÅŸmiÅŸtir. Ve bu, bir yetki ve güç sözkonusu olmaksızın bir halin deÄŸiÅŸmesidir ki burada önderin rehberin önemi açıkça ortaya çıkmaktadır; Siyasi yönetimler Mevdudi ile istiÅŸarelerde bulunmuÅŸlardır… Oysa O herhangi bir yetki ve güce sahip olmayan sıradan bir kiÅŸidir. İşte bizim bu ÅŸekilde bir öndere ihtiyacımız vardır.

Üstad Mevdudi'nin, cemaat merkezine bitiÅŸik iki odası vardı; bir odayı dinlenmek için kullanıyor diÄŸer bir odayı da yazıhane olarak kullanan zahit bir ÅŸahsiyet idi. Misafirlerini gündüz küçük bir salonda, akÅŸam da merkezin bahçesinde kabul ederdi. Cemaatin arabası dışında özel bir arabaya sahip olmayıp, kiÅŸisel bir iÅŸi için arabayı kullandığında bir ücret verirdi. İşte bunun içindir ki insanlar Onu pek çok sevdiler. Bence Mevdudi Zahid bir ÅŸeyh idi.

Sufilik Ve İhvan

Yeni sufi yükümlülüklerine göre tarikat, virdler(zikirler) ve gelenekler sizin üslubunuz dahilinde mi?

Hayır. Temel mesele bu deÄŸildir. Åžahsi tecrübem odur ki gözlerinizle göreceÄŸiniz bir rehberin olması zaruridir. EÄŸer ruhi bir geliÅŸme istiyorsanız bir mürÅŸide yönelmeniz gereklidir. Ama ne yazık ki ÅŸu an, yetiÅŸmiÅŸ ÅŸeyhler oldukça nadir bulunmaktadır. Fakat eÄŸer Allah’ın sevdiÄŸi ve insanlardan istediÄŸi sıfatlarla ÅŸekillenmiÅŸ bir ÅŸeyh bulunması halinde irÅŸat makamına, rehberlik etmeye ve önderliÄŸe layık biri var demektir. “Kulumun, farz kıl¬dığım ÅŸeylerle bana yaklaÅŸmasından iyisi yoktur. Kulum bana nafilelerle de yaklaÅŸmaya devam eder. Öyle olur ki artık onu severim. Onu sevdim mi iÅŸittiÄŸi kulağı, gördüÄŸü gözü, tuttuÄŸu eli ve yürüdüÄŸü ayağı olurum. Benden isterse kesinkes veririm. Bana bir sığınsın, onu muhakkak korurum.” (Sahih-i Buhari:6021)

Sufi ÅŸeyh niçin rehber edinilir?

Hakiki bir sufi, ÅŸeyhi nefsi tedavi eden kiÅŸidir; insanların psikolojik sıkıntılarını giderir, mal sevgisinden, ÅŸehevi arzulardan ve diÄŸer psikolojik hastalıklardan nefsi kurtarır. Burada önemli olan ÅŸeyhin ÅŸer’i bilgisi ve dini yaÅŸantısıdır. Åžeyh Allah ile bağı kuvvetli olan kiÅŸidir.

Dava yolculuklarında kişilerin bu sufi eğitmene tabi olmaları zaruri midir?

Bir şeyhinizin bulunması zaruri değildir. Fakat nefsinizi hastalıklarından arıtmanız temizlemeniz gereklidir. Eğer onu temizlemekten acizseniz, ruhi bir eğitmen aramanız en doğrusu olacaktır.

KiÅŸisel olarak siz bir rehber buldunuz mu?

Evet. Onlara göre dünyanın, Allah ile birlikte olacakları daimi hayatın sadece bir saatlik bir parçasından ibaret olduÄŸu, yüksek ahlak sahibi, kiÅŸilerin ruhi hastalıklarını tedavi edebilen ve dertlerine karşı da son derece sabırlı olan insanlar buldum. Ben bir psikoloji uzmanıyım ve bulduÄŸum bu insanlardan çokça istifade ettim ve öÄŸrencilerim de benim faydalandıklarımdan istifade etti. ÖrneÄŸin “ruh” ve “nefs” kelimelerinin ıstılahi manalarını ben Ebu Haris el-Muhasibi ve İmam Gazali’nin kitaplarından öÄŸrendim.

İkisi de bu kelimelerin temelde bir tek manaya delalet ettiÄŸinde hemfikirdir, fakat vazifeler konusunda bir farklılık söz konusudur. Ruh ve nefs arasındaki farkı bana Sudanlı bir sufi ÅŸeyhi öÄŸretmiÅŸtir ki iki kelime arasında ince bir nüans vardır. Bizim aldığımız gibi psikolojide bir uzmanlık eÄŸitimi almamasına raÄŸmen bu ÅŸeyh bana ruh ve nefs arasında bir fark bulunduÄŸunu ve ruhun Kur’an-ı Kerim’de buyrulduÄŸu gibi “Allah tan bir emir” olduÄŸunu, insanları hayra yönelttiÄŸini, Kur’an’da üstün manalardan baÅŸka bir manada kullanılmadığını dolayısıyla herhangi bir Kuran ayetinde yerme, eleÅŸtirme makamında ruh kelimesine rastlanılamayacağını söyledi. Nefse gelince; o mükelleftir; "Hani -kıyamet günü: Bizim bundan haberimiz yoktu demeyisiniz diye- Rabbin ÂdemoÄŸullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine ÅŸahid tutup: Ben sizin Rabbiniz deÄŸil miyim? (diye buyurmuÅŸtu). Onlar da: Evet, ÅŸahid olduk, demiÅŸlerdi." (el-A’raf, 7/172)
Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’de “nefs” övme ve yerme baÄŸlamında gelmiÅŸtir.

Şu an, kendinize rehber edindiğiniz bu sufi şeyhi bize tanıtırmısınız?

İnsanlara kendisini göstermekten hoÅŸlanmayan adamlar vardır. Çünkü insanlar kendisindeki üstünlükleri gösterenlerin arkasından koÅŸarlar.

Prof. Dr. Malik, siz hangi tarikata bağlısınız?

Mesele tarikatta deÄŸil, ÅŸeyhte bitiyor. Söz konusu ÅŸeyh ÅŸu veya bu tarikatta bulunsun hiç durmam hemen Onunla iletiÅŸime geçmeye ve ruhi terbiyesinden istifade etmeye çalışırım .

Peki, sizin ÅŸu anki ÅŸeyhiniz hangi tarikata mensup?

Kadiri tarikatına.

İhvan-ı Müslimin ile hala bir bağınız var mı?

İhvan-ı Müslimin, onlar benim arkadaÅŸlarım, beni batılı düÅŸünceden İslami düÅŸünceye döndüren insanlar. Onlardan çok ÅŸey öÄŸrendim. Ve inanıyorum ki sevgili hocamız Åžeyh Sadık Abdullah Abdülmacid de üslubu, zühdü ve takvası ile tam bir sufidir.

Demek istediğim onlarla aranızda cemaati bir bağ var mı?

Cemaati bir baÄŸ… EÄŸer fikir ve tasavvurlarımı cemaate dikte etmeye çalışırsam cemaate zulmetmiÅŸ olurum. Ben inanıyorum ki; eÄŸer bir konuda özel yeteneklere sahip kiÅŸiler mevcut ise, cemaate düÅŸen görev, bu kiÅŸilerin örgütsel baÄŸlarını hafifletip, onları çalışmalarında rahat bırakmak olmalıdır. Bu, allame Mevdudi’nin, Åžeyh Muhammed Mustafa el-Azami’ye Mısır’dan Pakistan’a sığındığında yaptığı ÅŸeydir. Nitekim Mevdudi bütün örgütsel faaliyetlerden onu muaf tutmuÅŸ, O ve oÄŸlu da kendilerini nebevi hadislere hasretmiÅŸler ve bu mübarek çaba da melik faysal ödülünü elde etmiÅŸtir.. EÄŸer bu adam “el-usra, el-ketiybe ve el-cevvale (bunlar İhvan-ı Müsliminin cemaat yapısında bulunan bazı faaliyetlere verilen özel isimlerdir) ile meÅŸgul olsaydı söz konusu çalışmayı ne zaman gerçekleÅŸtirecekti?

O halde cemaatten uzaklaÅŸtığınızı söyleyebilir miyiz?

Bütün vaktim ve çalışmalarım İslami ve diÄŸer araÅŸtırmalar üzerine yoÄŸunlaÅŸmış durumda. Allah’a hamd olsun kitaplarım Türkçe, Endonezce, Arapça, BoÅŸnakça, İngilizce ve bazı swahili dilleri (Svahili veya asıl adıyla Kiswahili, DoÄŸu Afrika'da kullanılan bir dildir. Tanzanya, Kenya, Uganda ve Afrika BirliÄŸi'nde resmi dildir) olmak üzere pek çok dile çevrilmiÅŸ durumda ve bu kitaplardan bazıları 70’lerde yazılmış olmasına raÄŸmen hala yeni baskıları yapılmaktadır. İnanıyorum ki İslam için çalışmak, cemaat için çalışmaktan çok daha mühimdir ve cemaat bazen bir pranga olabilmektedir.

Bu röportaj Rümeysa Bahadır ve Meryem Kasım tarafından tercüme edilmiÅŸtir.


Malik Bedri'nin Türkçe'ye çevrilen kitabı...
Yazarı: Malik Babikir Bedri
Çeviren: Harun Åžencan
Yayınevi: İnsan Yayınları
Yayın Yeri: İstanbul
ISBN NO:
Yayın Tarihi: 1984

TimeTurk

143
Yorum Ekleyiniz...
Adınız Soyadınız :
E-posta Adresiniz :
Başlık :
Yorum :
Güvenlik Kodu :

* Resimdeki kodu yazınız